AĞIZ TADIMIZ VAR MI?
Ağız tadı deyince bizim Anadolu’da nişan veya düğünde erkek tarafından kız evine gönderilen ŞEKER, TATLI, KURUYEMİŞ ve benzeri hediyeler için AĞIZDADI, TATLILIK deriz.
Ayrıca göz aydınlığına yani tebrike gelenlere tutulan şeker için de ağız tadı diye söyleriz.
Öte yandan toplumda dirlik düzenlilik için ağız dadımız olduğunu veya olmadığı ağız tadı ile ifade ederiz öyle değil mi?
*
Ben bugün çocukluk yıllarımızda yediğimiz, içtiğimiz hala unutamadığım anam rahmetlinin pişirdiği yemekler tadı damağımızda saklı durur. Ki, o tadı nedense şimdi bulamıyorum.
Biz çocukken Çumra’da ağaçlardan kırılmış, bir şekilde yere düşmüş ve kurumuş küçük dal parçalarına çalı çırpı derler. Bizler bunları toplar ateş çabucak yansın diye ilk tutuşturmada kullanırız. Böylece kolayca ateşi yakmış oluruz.
Çumra’mızda eskiden Çarşamba Çayı kenarında koca koca söğüt ve kavak ağaçları vardı. Biz bu ağaçların altından düşen dal yani çalı çırpı toplardık. Bu çalı çırpılarla annem rahmetli dış mutfak duvarındaki ocakta pilav bize pişiriverirdi. Bu pilavı küçük kuşene dediğimiz tencere ile pişirirdi. Bakır olan küçük kuşane önce alt kısmını ala küllü çamurla sıvardı. Herhalde kuşanenin daha az yıpranması için yapardı.
O zamanlar Aslım merasında İçeri Çumralı rahmetli Süslü Hasan ile babamın ortak koyun sürüsü vardı. Kelebek hastalığından çok sayıda toklu kesmek zorunda kalmışlardı. Kesilen tokluları kavurma yapardık. Pişen bol kuyruk yağlı kavurmaları leğençelerin içine döker ve yağla donduktan sonra poyraz mutfakta saklardık. Kaburga kısımları ise kurutulurdu. Kuruyan kaburga etleri kuru fasulye içine atılırdı. Yerken kaşığına denk gelince bayram ederdik. Şimdi o kaburganın tadı zamanımızın en güzel denen yemeklere değişilmez. Tabi zamanı gelince saklanan kavurmalar yenilirdi. Sabah, öğle ve akşam duruma göre değerlendirilirdi. Taze yeni pişirilimiş mayalı ekmeğin içerisinde konursa koltuk sıkmacı, kara tavada yumurta ile birlikte kıymalı yumurta, pilavın içerisinde etli pilav olurdu. Annem yazın öğle yemeğinde kıyma tekerinden kıyma kırar, kara tavada biraz da tereyağı ilave ederek kaşıkla evirir, çevirirdi. O an tereyağının kokusu burnumuza daha yemeden nefis bir tat vereceğini müjdelerdi. Yetecek kadar bulguru döküp salça ile kavurduktan sonra küçük kuşaneye döker ve suyu ilave ederdi. Biz hemen süzme yavan yoğurttan koca tasta ayran yapardık. O koca tasa nedendir bilemiyorum “Gelin Kaldırmaz” derdik. Ayran yapmayı da basite almazdık. Süzme yoğurda azar azar testiden soğuk su ilave ederek tahta kaşıkla eze eze sabırla keseklemeden ayranımızı yapardık.
Bu arada bahçeden taze soğan, roka, tere, nane, marul, domates, pırasa toplar, yıkar süzgeçli tepsiyle sofraya getirirdik. Çoluk çocuk herkes sofranın etrafına yan yan bağdaş kurar ve sesli herkesin duyacağı şekilde besmele çekerek yemeğe başlardık. Rahmetli yeğenim Cengizhan anne babasına;
--- Biz burada beş kişi sofraya sığamıyoruz. Dedemgilde dedem; asker biçimi oturun! (O zaman bizim sofrada en az on kişi olurdu.)Deyince herkes yan yan oturuveriyor ve herkes sığıyor. Demesini hala unutamam. Yufka ekmeğin içine soğanı, pırasa, tere sıkarak yerdik. Hala tadı damağımda ifadesi böylesi yenen yemeklerden sonra denir her halde değil mi? Bunun adı yemekti. Abur cubur değil. Her şey tabi şimdiki tabirle organiktir. Prof. Dr. Canan Karatay televizyonda konuşmasında
; --- Çevrenizde yaşlı olan büyüklerimize sorun dün ne yiyip içiyordunuz? Diye ona göre sofranızı kurun. İnanın birçok hastalık size uğramayacaktır. Diyordu. Namı diğer Çete Ahmet Çelik Ağabey ise;
--- Ahmet Başkan şimdikilere kalsan bize ne tereyağı ne kuyruk yağı yedireceklerdi. Ancak, yine benim dediğime geldiler ben tereyağını bırakmadan bana yetiştiler tereyağı yememi serbest bıraktılar. Dedi.
Öte yandan has unu bırakalım diye Başbakanımız, cumhurbaşkanımız feryat ediyor. Öte yandan birçok uzman ise has unu bırakırsak hastanelerimizin doluluk oranının yüzde 50 düşeceğini garanti ederim. İddiasında bulunuyor. Çalı çırpı derken çağrışımla eskilere gittik. Eskiler olmasa bugünleri yaşayamazdık. Evet, o günlerde sofrada bulunan annemi, babamı, ağabeyimi, ablamı, eniştemi, kayınpederimi, kayınvalidemi, yeğenlerimi ahrete intikal eden geçmişlerimizi bilvesile rahmetle anıyorum. Çalı çırpı deyip geçmeyin. Tutumluğun ilk basamağı idi. Elimizdeki imkânları büyük-küçük demeden değerlendirmenin adıdır çalı çırpı! İsraf etmeden tutumlu olmanın ilk basamağıdır. Dahası huzurdur, ağız tadıdır.
“GÜZEL İNSANLARIN KALBİ; TOPRAĞA RAHMET İNDİREN YAĞMUR MİSALİNE BENZER. YAĞDIKÇA GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞTİKÇE HUZUR VERİR, KALBİ GÜZEL İNSANLARA SELAM OLSUN!”











0 Yorum