Telefon
WhatsApp
BİR ANI, BİR ŞİİR
300 X 250 Reklam Alanı

Bundan 41 yıl öncesi. Yani, 1977’nin Şubat’ı. Yarıyıl tatilinde Çumra’daydım. Sıradan bir şey diye düşündüğüm için, pek önem vermediğim bir karın ağrısı başıma büyük bir iş açtı.

Apandisitim delinmiş. Normalde, üç gün hastanede yatmakla atlatılan bir apandisit ameliyatı, on beş gün hastanede kalmama neden oldu. İltihap vücuda yayıldığı için, ateşim düşmüyordu. Her gün verilen serumlar ve yapılan iğneler sonucu, bir hafta sonra, ateşim biraz düşer gibi olunca, doktor, ısrarlarıma dayanamayıp, istemeden de olsa beni taburcu etti. “Ateşin tekrar yükselirse vakit kaybetmeden gel” diye de sıkı sıkı tembihledi. Bir gün evde yattıktan sonra, ateşim tekrar yükseldi. Babam vakit geçirmeden tekrar Konya’daki doktoruma getirdi beni. Dolayısıyla bir hafta sürecek, ikinci bir serum ve iğne faslı başladı. “Her şeyde, bir hayır vardır” derler ya, hastaneye ikinci kez yatmasaydım, Ahmet dede gibi bir insanı tanımamış olacaktım.

Hastane akşamları, yatar durumda olmayan hastalar birbirlerini odalarında ziyaret ederler. Sohpetler edilir, çaylar içilir. Bazen, bu sohpetlere hemşireler ve hasta bakıcılar da katılırlar. Böylece, hastanenin o kasvetli ortamından bir nebze de olsa uzaklaşırsınız. Taburcu olmadan iki gün önce, kaldığım odaya, nur yüzlü bembeyaz sakallı bir ihtiyar getirdiler. Yüzüne bakınca içiniz ısınır ya, işte öyle bir insan. Safra kesesinden ameliyat olacakmış. Daha önceden hiç ameliyat olmamış. Bu nedenle biraz kaygılı. Ameliyat tecrübesi yaşamış birisi olarak, onu rahatlatmaya çalıştım. Hemen kaynaştık birbirimizle. Havadan sudan konuşmalar; derken, sonra edebiyata, dolaysıyla şiire kaydı sohpet. O, divan ve tasavvuf edebiyatı şairlerinden şiirler okuyor, bense Cumhuriyet dönemi şairlerinden… Bir ara sohpeti bırakıp, evden getirdiği seccadede yatsı namazını kıldı. Sonra sohbetimize devam ettik.

Ertesi gün de, serumlardan ve yemek saatinden arta kalan zamanlarda, sohpetlerimiz devam etti. Bir serumun bitmesi yaklaşık üç saat sürüyor. İlk serum takıldığında, üç saat boyunca bomboş tavana bakmaktan o kadar sıkılmıştım ki, ondan sonraki günler için babamlardan ziyarete gelirken kitap getirmelerini istemiştim. Sırtımı arkalığı yükseltilen yatağa yaslayıp, sayfaları tek elle çevirerek kitap okumaya başladım. Artık zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Serum faslı bittikten sonra, okuduğum kitabın konusunu merak ediyor, sorular soruyor, ben de cevap vermeye çalışıyordum. Hastane ortamı ne kadar güzelleşmişti bu dede sayesinde. Hüznün bile ayrı bir lezzeti vardı. Tam bir “Acıyı bal eyledik ” durumu yani.

Derken Ahmet dedenin ameliyat günü geldi çattı. Tam da benim taburcu olacağım gün. Ameliyata giderken sedyenin üzerinde gördüm. Helalleştik. Öpüşürken benim de onun da gözleri dolmuştu. Taburcu olmuştum ama onun ameliyattan çıkmasını bekledim. Ayılınca ilk beni sormuş, hemen koştum yanına. Eskişehir’e dönmeden önce, bir kez de hastanede ziyaret etim. Adreslerimizi aldık. Sarayönü Lâdik’tendi.

Sonra dünya telâşesi. Okulda dersler, kitaplar, arkadaşlarla şamata vb. Derken sınavlar başladı. Sonra, günlük ders çalışılmadığı için, klasik öğrenci halleri; yani, sabahlamalar. Uyumamak için içilen demli çaylar, bazen de - eğer keyfi yerindeyse - Sabri’nin yaptığı kahveler. Ne yalan söyleyeyim, güzel kahve yapardı. Kulakları çınlasın.

İşte o günlerde, bir mektup geldi. Sarayönü Lâdik’ten Ahmet dede yazmış. Arkasında da bir şiir: Beni anlatan. Çok duygulandım. Benim de onun için bir şeyler yazmak geldi içimden. “Yarın gireceğin sınav ne olacak peki?” İçimden gelen bu münasebetsiz sese bir rest çektim. “Boş ver, Eylül’e kalsın” dedim. Şöyle bir şiir çıktı ortaya:

İNSANLIK HAYKIRIYOR

Bilmediğim çok şeyler öğrendim hastaneden,

Yüzleri limon gibi her taraftan insanlar.

Tanrı’m, insanlar hem iyi hem de kötü neden?

Neden temiz yürekleri kirletiyor dumanlar?

 

Anadolu’yu gördüm o nur yüzlü dedede.

“İnsanlar bu kadar da iyi olur mu?” dedim.

Bembeyaz sakalları gömülüyken secdede,

İnsanlığı düşünüp, inim inim inledim.

 

Neden bu kavgalar, kem gözlü bakışlar neden?

Tabancalar insafsız, küfür ağızda sakız.

Kişiye saygı kalkmış durmaksızın küfreden,

Zavallı insanlığa neden böyle tutsağız?

 

Kır artık zincirini, yeter çektiğin çile!

Korkma seni ezenden, korkma, hakkını ara!

Yoluna konan engeller dağlar olsa bile,

Ferhat gibi del de geç, kazmanı vura vura.

 

“Bilgi silâh olmalı, silâh olmalı fikir,”

Böyle diyor bir şair, adam haklı doğrusu.

Beyinler pas içinde, yürekleri örtmüş kir,

İnsanlık haykırıyor: Su verin bir damla su!

 

Sonra, bu şiiri bir mektubun arkasına ekleyerek gönderdim. Cevap gelmedi. Görse mutlaka cevap yazardı. Ya eline geçmedi, ya da ömrü vefa etmedi. (Şubat 2018)

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!