BİR İBRETLİ HİKÂYE: TULUM DELEN ÇOCUK
Tulum satan veya tulumlarla su satan bir tüccarın, geceleri habersizce tulumları iğneyle delinmektedir.
Bu olay bit kaç kere tekerrür edince, tüccar takip etmeye başlar. Fıçıları veya tulumları delen hırsızı takibe koyulan tüccar, bir gece o kişiyi suçüstü yakalar. Bakar ki günlerdir tulumlarını delen kişi taze bir çocuk. Bir düşmanlığı olmayan, kin ve garaz bilmeyen bu çocuk, belli ki bu işi zevk için yapıyor, tulum delmekten zevk alıyor.
Çocuğa kimin oğlu olduğunu soran tüccar, aldığı cevap karşısında daha da şok olur, şaşırır. Çünkü tulum delen çocuk, muhitinde takvasıyla tanınan, sevilen, saygı duyulan bir büyük din âliminin oğludur. Vaaz ve nasihatleriyle herkese haramı-helâli öğreten, çocuklarımızı eğiten bu büyük insan, niçin kendi çocuğunu eğitememiş, niçin haramzâde bir evlat yetiştirmiş? Tüccarın kafasında bu sorular şekillenir. Bu arada çocuğun kolundan tutar, utanarak, sıkılarak sevilen âlimin kapısına varır. Kapıya çıkan Hoca’ya çocuğunu teslim eder ve şikâyetini şöyle dile getirir:
-Hocam, sizin kapınıza gelmekten dolayı mahcubum. Keşke başka bir mesele için veya ilim öğrenmek için gelseydim. Üzülerek söyleyeyim ki, bu gece çocuğunuzu tulumlarımı delerken suçüstü yakaladım. Tulumlarım her gece deliniyordu, çok zarar çektim. Günlerce takipten sonra bu çocuğu yakaladım ve sizin çocuğunuz olduğunu öğrendim. Sizin gibi bir Muhterem Hoca’nın böyle bir çocuğu olmasına üzüldüm. Bu çocuk neden böyle oldu, lütfen araştırın ve gerekeni yapın.
Tüccardan bu acı sözleri duyan Hoca, çaresiz teşekkür eder ve gereğini yapacağını söyler.
Hoca Efendi, gerçekten Salih insandır, suyu üfleyerek içer, ilmiyle amel eder, söylediğini hayatında yaşar, haram yemez ve yedirmez. Hoca, “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” zihniyetinde değildir.
İşte bu Muhterem Hoca, çocuğuna bir şey demeden önce hanımıyla istişare eder:
-Hanım, der, bu çocuk niçin haramzâde oldu? Niçin insanlara zarar vermekten zevk duyar? Birlikte düşünelim: Ben kendi namıma hayatım boyunca harama el sürmedim, haram kazanmadım, haram lokma getirmedim, haram yedirmedim. İnsanlara hep iyilik yaptım, gönül kırmadım, ibadetlerime dikkat etmeye çalıştım, sünnetlere riayet ettim. Bir de sen düşün, bir yanlışın var mı?
Hocanın hanımı şöyle bir geçmişe gidip düşündükten sonra küçük bir hatasını hatırlar:
-Evet der kadın, bu çocuğa hamile iken bir komşunun evine misafirliğe gitmiştim. Aşermem vardı, masanın üzerinde duran bir portakalı canım çekti. Utandım, ev sahibine söyleyemedim. Kimsenin görmediği bir anda yakamdaki iğneyi portakala batırdım ve bir yudumcuk suyunu sordum. Başka bir hatamı hatırlamıyorum.
Hoca, hanımından bu sözleri ve bu itirafı duyunca;
Tamam diyor, çocuğumuzun haramzâde olmasının sebebi, o senin sorduğun portakal suyu. Senin elindeki iğneyi Cenabı Hak, çocuğun eline verdi, o iğneyle insanlara zarar veriyor. Portakal delen iğne, bugün tulum deliyor. Günahımıza tövbe yapalım, o komşuyla helalleşelim, çocuğumuzun hayırlı olması için dua edelim, sonucunu Allah’a havale edelim.
Evet, duaya yönelen Hoca’nın çocuğu artık eski alışkanlığını bırakır, Sâlih bir evlat olur.
“Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız fitnedir (imtihan içindir)” Âyet-i celileden anlıyoruz ki, çocuklarımızla imtihan ediliriz. Allah, Salih kullarına bazen kötü evlat verir, sabrını ölçer, derecesini yükseltir, o çocuğun eziyeti ve yaramazlıkları yüzünden günahlarını siler.
Bazen da çocuklarımızın hayırsız olması haram lokmadan kaynaklanır. Küçük bir haram lokma çocuğumuzun kanını ve huyunu bozar, bize düşman olur, bulunduğu toplumu rahatsız eder, etrafına zarar verir.
Bize düşen, başımıza gelen musibetlerin sebebini araştırmak, varsa bir hatamız tövbe etmek, sonucuna sabretmek, kul hakkı yememek ve yedirmemek. Bir kibar-ı kelamda ne güzel ifade edilmiş:
“Zulmeder mi hiç kuluna Mevla’sı,
Kulunun çektiği kendi cezası.”
.











0 Yorum