ÇOCUKLARLA İLGİLİ ÜÇ AYET ÜÇ YORUM
Kur’an’ın tefsirini okurken çocuklarımızla ilgili üç önemli ayetle karşılaştım:
Bir ayette ”Ey iman edenler! Kendi nefislerinizi ve çocuklarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.” (Tahrim,6) buyrularak çocuk eğitiminin önemi vurgulanıyor. Yani çocuğumuzun sadece bu dünyada değil, öbür alemde de mutlu olmasını sağlamak için dînî vecibeleri öğretilmeli ve uygulatılmalıdır.
İkinci ayette ”Çocuklarına namazı emret, kendin de onda devamlı ol”(Ta-Ha,132) buyrularak evde namaz kılmanın, namaz kılmaya çocukları da zorlamanın gereğine işaret ediliyor.
Dikkat çeken diğer bir husus; bir eylemi çocuklarımıza emredebilmek için önce onu kendimizin uygulaması gerekir. Yani evdeki eğitim, iyi örnek olmakla başlar. Evdeki eğitimin temeli de namazdır. Çünkü namaz evler için huzur ve berekettir. Namaz, yedi yaşında öğretilmeli, onbir yaşında kılmazsa uyarılmalı, gerekirse değişik pedagojik metotlarla cezalandırılmalıdır. Hazreti Peygamberin başına bir yoksulluk, bir maddi sıkıntı geldiği zaman ailesine seslenir, “Ey ehlim, namaz kılın, namaz kılın!” buyururdu. Kızı Fatıma’yı her gün sabah namazına kaldırır, “Peygamber babana güvenme, namazını kaçırırsan ben bile kurtaramam” derdi.
Üçüncü ayet ise “Çocuklarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyin”(İsra,31) buyurarak kürtaj yaptırmanın, cahiliye de olduğu gibi kız çocuklarını ayırmanın günahına dikkat çekiyor. Aile planlaması, elbette caizdir, hatta anne sağlığı, çocuk sağlığı ve eğitimi açısından gereklidir de. Ancak çocukların doğumuna kürtaj yoluyla engel olmak, rahimde oluşan bir canlıyı yok etmek, hele bunu rızkımıza ortak olacak diye yapmak büyük bir vebaldir. Rızkı veren Allah’tır. Biz sadece vesileyiz, aracıyız. Diler fakir kılar, dilerse zengin. Mülk O’nundur.
Dünya sahnesinde genel olarak üç rolümüz vardır. İlk rolümüz hayırlı bir evlat olmak. Bu rolümüzün arkasından evlilik hayatında iyi bir eş olmak gelir. İyi bir eş rolünü oynarken aynı zamanda hayırlı nesiller yetiştiren iyi bir ebeveyn rolünü de üstleniriz.
Ebeveynin bir görevi de çocuklarına dua etmektir. Zira anne-babanın çocuklarına yaptığı dua, makbul ve müstecap dualardandır. Bir hadis-i şerifte, “Üç kişinin duası şüphesiz kabul olur. Mazlumun duası, misafirin(ev sahibine) duası ve anne-babanın çocuğuna duası.” buyrulur. (Tirmizi) Onun için Kuran-ı Kerimde Rabbimiz bize dualar öğretmiş, İbrahim(AS.)in çocuklarına yaptığı duaları, bize örnek olarak bildirmiştir:
“Ya Rabbi, beni ve zürriyetimi namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz duaları kabul et!”
“Ey Rabbimiz! Hanımlarımızı ve çocuklarımızı bizim için göz aydınlığı kıl, bizi müttakilere önder eyle.” (Furkan,74)
Peygamber Efendimiz de zaman zaman bir dizine Zeyd’in oğlu Üsame’yi, diğer dizine de torunu Hasan’ı oturtur, sonra; “Allah’ım, bunlara rahmet ve saadet ihsan eyle, çünkü ben bunların hayır ve mutluluğunu diliyorum.” buyurur.(Tecrid-i Sarih t.12/127)
Rabbimizin bize öğrettiği dualardan biri de, namaz kılarken son oturuşta, selam vermeden önce okuduğumuz duadır:
“Ey rabbimiz! Bize dünyada da, ahirette de iyilik ver! Bizi cehennem ateşinden koru! Ey Rabbimiz! Beni, annemi-babamı ve bütün mü’minleri hesap gününde bağışla!”
Evet, anne-baba olarak üç görevimiz;eğitim, namaz ve dua. Namazla bereketlenen bir ev, duayla büyütülen ve İslam ahlâkıyla eğitilen bir evlat, elbette huzur ve saadet kaynağıdır. İyi bir evlat yetiştirmek, dünyanın en büyük saltanatına bedeldir. Bir baba evladına güzel terbiyeden daha üstün bir miras bırakamaz.
Şu halde aile dışında bir çocuk kuş tüyünden yataklarda yatsa, evindeki ottan yatağın verdiği mutluluğu yaşayamaz. Aile sıcaklığı, en modern çocuk yuvalarında bulunmaz. Çocuğun beden sağlığı açısından baktığımızda, en geliştirilmiş mamalar bile anne sütünün yerini tutamaz.. Sokak çocuklarını, sahipsiz ve bakıma muhtaç çocukları, çocuk yetiştirme yurtları yerine aile ortamında yetiştirmek, çocukların ruhsal ve zihinsel sağlıkları açısından çok önemlidir. Bugün aile kurumları bozulan Batı ülkeleri bile, bozulan aile kurumunu yeniden yapmanın, canlandırmanın yolunu arıyorlar. Aile yapımızın henüz Batı’daki bozulma derecesine gelmemesi, bizim için bir şanstır. Bu şansımızı yitirmeyelim.











0 Yorum