Telefon
WhatsApp
DİLİN AFETİ: BİR KELİMEYLE YIKILAN, BİR SÖZLE DİRİLEN HAYAT
300 X 250 Reklam Alanı

O tehlike, iki dudak arasındadır: dil. Küçücük bir organ, ama tesiri bazen bir ömür boyu silinmeyecek izler bırakır. Kimi zaman bir gönlü imar eder, kimi zaman da bir kalbi yerle bir eder.

Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf, 18)

Bu ayet, dilimizin başıboş olmadığını açıkça ortaya koyar. Söylediğimiz her söz kayda geçmekte, ahirette karşımıza çıkmak üzere muhafaza edilmektedir.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed ise dilin tehlikesini şöyle ifade eder:

“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.”

Bu hadis, aslında dil terbiyesinin özünü ortaya koyar. Her sözü söylemek zorunda değiliz. Bazen susmak, en güzel sözdür.

Bugün toplumda en yaygın dil afetlerinden biri gıybettir. Bir kimsenin arkasından hoşlanmayacağı bir şeyi söylemek… Rabbimiz bunu ne çarpıcı bir benzetmeyle anlatır:

“Biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (Hucurat, 12)

İnsan bu ayeti okuduğunda irkilir. Ama ne yazık ki gündelik hayatımızda gıybet, çoğu zaman sıradan bir sohbet gibi görülür. Oysa bu, dilin en ağır yaralarından biridir.

Büyük İslam âlimlerinden İmam Gazali dilin afetlerini anlatırken şöyle der:

“Dil, kalbin tercümanıdır. Kalp temizse söz temiz olur; kalp kirliyse söz de kirlenir.”

Bu söz bize şunu hatırlatır: Aslında dilimizi düzeltmek için kalbimizi ıslah etmemiz gerekir.

Tasavvuf büyüklerinden Yunus Emre de dilin gücünü şu veciz ifadeyle anlatır:

“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.”

Gerçekten de nice kavgalar bir sözle başlamış, nice gönüller bir sözle barışmıştır.

Bu konuda ibretlik bir menkıbe anlatılır:

Bir gün bir adam, bir âlime gelerek başkası hakkında kötü sözler söylemeye başlar. Âlim onu dikkatle dinledikten sonra şöyle der:

“Getirdiğin bu sözler doğruysa gıybet ettin, yalan ise iftira ettin. Her hâlükârda zarar ettin.”

Adam başını öne eğer, söyleyecek söz bulamaz. İşte dilin afeti budur: İnsan çoğu zaman konuşurken kazandığını zanneder ama aslında kaybetmektedir.

Bir başka menkıbede ise bir kişi, söylediği kötü sözlerden dolayı pişman olur ve bir âlime danışır. Âlim ona bir yastık alıp içindeki tüyleri rüzgâra savurmasını söyler. Adam bunu yapar. Sonra âlim, “Şimdi o tüyleri tek tek topla” der. Adam çaresizce “Bu imkânsız” deyince âlim şöyle cevap verir:

“İşte ağızdan çıkan söz de böyledir. Bir kere yayıldı mı geri toplamak mümkün olmaz.”

Bugün sosyal medya, dil afetinin yeni bir sahası hâline gelmiştir. Eskiden bir söz birkaç kişi arasında kalırken, şimdi bir cümle binlerce insana ulaşabiliyor. Bu da sorumluluğu kat kat artırıyor. Artık sadece konuştuğumuzdan değil, yazdığımızdan, paylaştığımızdan, hatta beğendiğimizden bile mesulüz.

Dilin afetlerinden korunmanın yolu ise zor değildir ama dikkat ister:

Konuşmadan önce düşünmek, kırıcı olmamaya özen göstermek, dedikodudan uzak durmak ve gerektiğinde susabilmek… Bunlar basit gibi görünür ama insanı olgunlaştıran en önemli hasletlerdir.

Unutmamak gerekir ki, insanın değeri biraz da sözünden anlaşılır. Tatlı dil, gönüllerin anahtarıdır. Sert ve kırıcı söz ise kalplerin kilididir.

Son olarak şu hakikati kalbimize nakşedelim:

Dil, ya cennete götüren bir vesiledir ya da insanı felakete sürükleyen bir sebep. Seçim ise bize aittir.

Rabbimiz dilimizi doğruluktan ayırmasın, sözlerimizi hayra vesile kılsın. Çünkü bazen bir kelime kurtarır, bazen de bir kelime kaybettirir.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!