EMR-İ Bİ’L MARUF NEHY-İ ANİ’L MÜNKER
Toplumların ayakta kalmasını sağlayan en temel değerlerden biri de , iyiliğin yaygınlaştırılması ve kötülüğün engellenmesidir.
İslam’ın üzerinde ısrarla durduğu bir konu olan emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker, yani “iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak”, sadece bireysel bir görev değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men edersiniz” (Âl-i İmrân, 110). İnsanoğlu bazen yanlış yola gidebilir, bu yanlış yola gidenler bazen en yakınlarımız olabildiği gibi hiç tanımadığımız insanlarda olabilir. Biz inanan insanlar olarak yanlışa giden insanlara iyiliği emretmek ve onları kötülükten sakındırmakla görevliyiz, ancak bu görevimizi toplum olarak yerine getirmediğimiz zaman toplumdaki bozulmalar ve kötülükler yayılmakta insanlar zamanla bu kötülükleri normal karşılamakta ve hiçbir tepki gösterememektedir. Kur’anı Kerim de yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân, 104)
Yine Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten men ederler.” (Tevbe, 71)
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman, 78)
Toplumda yaşanan kötülükler,engellenmediği zaman bu durumdan herkes etkilenir.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), bu durumu şu misalle şöyle anlatır:
“Bir gemide bulunan insanlar kura çekmişler, bir kısmı geminin alt katına, bir kısmı da üst katına yerleşmişlerdi. Alt katta bulunanlar su almak için yukarı çıkmak zorunda kalıyorlardı. Bunun üzerine ‘Biz payımıza düşen yerden bir delik açsak da yukarıdakileri rahatsız etmesek’ dediler. Eğer üsttekiler onları bu düşüncelerinden vazgeçirirlerse hepsi kurtulur; eğer onları serbest bırakırlarsa hepsi birlikte helak olur.” (Buhârî)
Kur’an-ı Kerim’de de anlatılan Ashab-ı Sebt kıssası da emr-i bil marufun önemini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Cumartesi günü avlanmaları yasaklandığı halde, bir grup insan bu yasağı hile ile delmiş; bir kısmı ise bu kötülüğe engel olmaya çalışmıştır. Bir diğer grup ise sessiz kalmayı tercih etmiştir. Neticede Allah Teâlâ, kötülüğü işleyenleri cezalandırmış; iyiliği emredip kötülükten sakındıranları kurtarmış, sessiz kalanların durumu ise ibretlik bir uyarı olarak zikredilmiştir (A’râf, 163-166).
Bu kıssa bize açıkça göstermektedir ki; kötülük karşısında sessiz kalmak, en azından büyük bir sorumluluğu terk etmek anlamına gelir. İyiliği emredenler ise hem toplumun vicdanı hem de kurtuluşun temsilcileridir.
Ancak emr-i bil maruf, kaba bir müdahale ya da kırıcı bir üslup anlamına gelmez. Aksine bu görev, hikmetle, güzel öğütle ve nezaketle yapılmalıdır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et” (Nahl, 125)
Bir başka hadis-i şerifte ise iyiliğe vesile olmanın değeri şöyle ifade edilir:
“Kim bir iyiliğe öncülük ederse, onu yapanların sevabı kadar sevap alır.” (Müslim, İmare, 133)
Yine Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur:
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Taberânî)
Günümüzde emr-i bil maruf, sadece sözle değil, hal ve davranışlarla da yerine getirilmelidir. Bir yetimin başını okşamak, bir fakire yardım etmek, bir genci kötü alışkanlıklardan uzak tutmak, bir komşuya destek olmak da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Çünkü en etkili tebliğ, yaşanan tebliğdir.
Öte yandan kötülükten sakındırmak da bir o kadar önemlidir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bu konuda şöyle uyarmıştır:
“İyiliği emredip kötülükten sakındırmazsanız, Allah üzerinize azap gönderir; sonra dua edersiniz de duanız kabul edilmez.” (Tirmizî, Fiten, 9)
Sonuç olarak emr-i bil maruf, sadece bir görev değil, aynı zamanda bir medeniyet inşasıdır. İyiliğin yaygınlaştığı, kötülüğün azaldığı bir toplumda huzur, güven ve kardeşlik hâkim olur. Her birimiz bulunduğumuz yerde iyiliğin temsilcisi olmalı, sözümüzle, davranışımızla ve örnekliğimizle çevremize ışık olmalıyız.
Unutmayalım ki, iyilik bulaşıcıdır. Bir iyilik, başka bir iyiliğin kapısını aralar. Ve belki de küçücük bir dokunuş, bir insanın hayatını değiştirecek en büyük adım olabilir.











0 Yorum