EVLİLİK: SADECE BİR AKİT DEĞİL, BİR KULLUK GÖREVİ
Modern çağın hızına kapılmış bir dünyada, evlilik çoğu zaman bir “tercih”, bir “yaşam stili” ya da en fazla “duygusal bir birliktelik” olarak görülüyor.
Oysa İslam’ın penceresinden bakıldığında evlilik, yalnızca iki insanın hayatını birleştirmesi değil; kulun Rabbine karşı sorumluluklarından biri, yani bir kulluk görevidir. Bu yönüyle evlilik, dünyevî olduğu kadar uhrevî bir anlam da taşır. İnsan, evlenirken sadece bir eş değil, aynı zamanda Allah’ın rızasını kazanma yolunda bir yol arkadaşı edinir.
Kur’ân-ı Kerîm evliliği “sükûn” yani huzur vesilesi olarak tarif eder:
“Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun varlığının delillerindendir.” (Rûm, 21)
Bu ayet, evliliğin sadece biyolojik ya da sosyal bir ihtiyaç değil, ilahî bir lütuf olduğunu açıkça ortaya koyar. Sevgi (meveddet) ve merhamet (rahmet) gibi iki temel duygu üzerine kurulan bu birliktelik, aslında insanın Rabbine kulluğunu en somut yaşadığı alanlardan biridir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de evliliğin bu yönünü şöyle ifade eder:
“Evlenen kimse dininin yarısını korumuş olur. Kalan yarısı için de Allah’tan korksun.”
Bu hadis, evliliğin sadece bir birliktelik değil, insanı haramlardan koruyan, nefsini terbiye eden ve dini yaşamada destek olan bir kurum olduğunu vurgular. Yani evlilik, insanın imanını muhafaza eden bir kalkan gibidir.
Peki Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ev içi hayatı nasıldı?
O, sadece ümmetine nasihat eden bir peygamber değil; aynı zamanda örnek bir eşti. Hz. Aişe (r.a.) validemiz anlatıyor: “O, evinde ailesine yardımcı olurdu. Elbisesini diker, ayakkabısını tamir ederdi.”
Bugünün diliyle söylersek; o, “yardım eden” değil “sorumluluk alan” bir eşti. Evin işini küçümsemeyen, eşini yalnız bırakmayan, sevgisini davranışlarıyla gösteren bir rehberdi.
Bir başka rivayette ise şöyle buyurur:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”
İşte örnek eş modeli… Sevgi sözle değil, tavırla gösterilir. Merhamet sadece duyguda değil, davranışta hayat bulur.
Evlilik üzerine söylenmiş nice hikmetli sözler de bu gerçeği destekler:
“Evlilik, iki kusurlunun birbirine sabretme sanatıdır.”
“Aile, insanın hem imtihanı hem de cennet bahçesidir.”
“Sevgi bir his değil, bir emektir.”
Ancak bugün gelinen noktada düğünlerimiz ve evlilik anlayışımız, bu derin manadan oldukça uzaklaşmış durumda. Gösterişin, israfın, borcun ve sosyal baskının gölgesinde yapılan düğünler; evliliği kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor. Oysa Peygamber Efendimiz, en hayırlı nikâhın en kolay olanı olduğunu belirtmiştir.
Bugün gençler evlenmekten korkuyor. Sebep sadece ekonomik değil; aynı zamanda kültürel. Sosyal medya düğünleri, lüks beklentiler, “herkes ne der?” kaygısı… Hepsi evliliğin önüne görünmez duvarlar örüyor. Oysa evlilik, iki kalbin anlaşmasıdır; iki ailenin gösteri yarışı değil.
Aile gemisi su alıyorsa, sadece kaptanı suçlamak yetmez. Her birey bulunduğu yeri sorgulamalı. Eşler, anne-babalar, gençler… Herkes bu gemide bir yerlerde duruyor. Ve unutmayalım: Aile batarsa toplum da batar.
Evlilikte hedeflerimiz olmalıdır. Evlerimiz, sadece barınma alanı değil; yönümüzü bulduğumuz, secdeyi öğrendiğimiz, ahlakı yaşadığımız mekânlar olmalıdır. Evin içinde saygı varsa bereket vardır.
EVLENECEK KARDEŞİM SANA SESLENİYORUM! LÜTFEN DUY SESİMİ;
“Aşk, evlenene kadar bir heyecan; evlendikten sonra bir sorumluluktur.”
“Evlenene kadar gözünü dört aç, evlendikten sonra birini kapat!”
“Aşk, evliliğin başlangıcı olabilir ama devamını getiren şey sabır, sadakat ve fedakârlıktır.”
“Eş olmak; egolardan sıyrılmaktır, bu kutlu birlikteliği, tavıra tribe gribe kurban etmemektir.”
“Eş olmak; taraf seçmektir, Allah resulünün aile hayatını benimsemektir.”
“Eş olmak; Ailecek cennete talip olmaktır.”
“Eş olmak; yarım kalan değerlerimizi tamamlamaktır.”
“Eş olmak; sol yanımızı (kalbimizi, gönlümüzü) bereketlendirmektir.”
“Eş olmak; Eşimizin gözüne baktığımızda, merhametten ve muhabbetten göz pınarlarımızın yaşla dolmasıdır.”
YAKLAŞ HELE! SANA BİRŞEY DİYECEĞİM
Sakın ha! Salona, giysiye, tütsüye, altının miktarına ve birtakım popüler esintilere takılıp kendini, eşini, ekonomini zora sokma! olur mu? Yoksa maazallah en güzel yıllarını sadece borç batağında geçirirsin. Namazını bile sağlıcakla kılamazsın, benden söylemesi ?
Bugün birçok evlilik “anlaşamadık” gerekçesiyle bitiyor. Oysa mesele anlaşmak değil, anlaşmaya çalışmaktır. İki insanın her konuda aynı düşünmesi zaten mümkün değildir. Ama birbirini anlamaya çalışması mümkündür.
Evlilikten kaçan bir toplum, aslında sorumluluktan kaçıyordur. Oysa evlilik; insanı olgunlaştırır, sabrı öğretir, fedakârlığı geliştirir. Bekârlık bireyi koruyabilir; ama evlilik toplumu inşa eder.
Gençlere açık bir çağrı yapmak gerekir: Evlilikten korkmayın. Mükemmel eş aramayın, iyi insan olun. Büyük düğünler değil, sağlam temeller kurun. Çünkü evlilik bir gün değil, bir ömür sürer.
Ve son söz yerine küçük bir tebessüm:
Evlilik, “haklı olmak” yarışını bırakıp “mutlu olmak” yarışına girme sanatıdır.
Haklı çıkarsanız tartışmayı kazanırsınız… Ama bazen susarsınız evliliği kazanırsınız.
Tercih sizin ?
Selam, Kelam ve muhabbetle efendim…










0 Yorum