HEDİYELEŞMEK SEVGİYİ PEKİŞTİRİR
Mutlu olmak ve karşısındakinin mutlu etmek için büyük şeyler yapmak, büyük iyiliklerde bulunmak gerekmez.
Bazen çok küçük şeyler mutlu olmaya, insanları mutlu etmeye yeter. İşte mutlu olmanın ve mutlu etmenin yollarından birisi de hediyeleşmek. Hediyeyi sevmek, hediye edene karşılık vermek insanın fıtri bir özelliğidir. Onun için bizim dinimizde, Peygamberimizin sünnetinde, kültürümüzde ve geleneklerimizde hediyenin ve hediyeleşmenin büyük önemi vardır.
Hediyeleşmek, komşuluk, arkadaşlık ve akrabalık bağlarını güçlendirir, insanlar arasında sevgi köprüleri kurar, gönülden gönüle yollar açar, sevdirir, kaynaştırır, mutlu kılar, unutulmaz, unutturmaz.
Peygamber Efendimiz(as.)in hediyeleşmeyi ve selamlaşmayı teşvik eden birkaç sözünü hatırlayalım: “Davete icabet edin, hediyeyi geri çevirmeyin, Müslümanların yüzüne vurarak dövmeyin.”, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevdirecek bir şey söyleyeyim mi size? Aranızda selamı yayın.”.Başka bir rivayette, “Birbirinizi sevmek için hediyeleşin” buyrulur.
Atalarımızın da, “Yarım elma, gönül alma”. “Çam sakızı çoban armağanı” gibi güzel sözleri vardır. Hediye küçük de olsa ihmal edilmemeli, çünkü etkisi büyüktür.
Kur’an-ı Kerimde, Hac’ta kesilen kurbana ‘Hediy’ ismi verilmiştir. Bu açıdan kurban bir nevi Allah için hediyedir. Hediye verebilen hediye umabilir. Sevdiğinden vermek sevdiğine kavuşturur. Çünkü hediye sevgiye dönüşür.
Aslında hediyenin, hediyeleşmenin yeri, zamanı, cinsi, şekli yoktur. Müslüman için her gün hediye verilir. Ancak son zamanlarda Batı’dan gelen bir adet olarak, hediyeleşmek için belirli günler icad edilmiştir. Anneler günü, Babalar günü, Sevgililer günü, Özürlüler günü gibi.
Batılı insanda, (Avrupalı ve Amerikalıda), teknoloji devriminden sonra dinden ve geleneklerden uzaklaşma başlamış; komşuluk, akrabalık ve aile içi ilişkilerde kopuklular yaşanmış, bencillik, yalnızlık, ilgisizlik hat safhaya ulaşmıştır. Bu kötü gidişi durdurmak, geriye dönüşü sağlamak, çöken aile müessesesini kaldırıp canlandırmak adına, eski sıcak ilişkilerin özlemiyle, biraz da büyüklerini ihmal etmenin ezikliğiyle veya ihmal edilme korkusuyla, hediyeleşme günleri ilan etmişler, hiç olmazsa bu günlerde ihmal ettikleri yakınlarına hediyeler sunarak, kendilerini affettirmek istemişlerdir.
İşte bu hediyeleşme günleri Müslümanlarda da kabul görmüş, geleneklerimiz arasına katılmıştır. Anneler, babalar, sevgililer, kadınlar, özürlüler günleri gibi kutlamalar iyi de olmuştur. Aksi halde bizim aile içi ilişkilerimizde de yozlaşmalar, soğukluklar ve kopmalar başlamıştır. İşte bu tür hediye günleri en azından bu kopuşu yavaşlatacak, frenleyecek, yakınlarımızı hatırlayıp bir telefonla, bir selamla, bir küçük çiçekle veya bir tatlı sözle gönüllerini almamıza, “sılay-ı rahim”e vesile olacaktır.
Tabii ki her şeyde bir vesile aranır. Biz Müslümanlar için hediyeleşme vesileleri çoktur. Düğünler, bayramlar, doğumlar, ölümler, ev sahibi olmalar, hacca gitmeler, asker uğurlamalar ve diğer sevinç günleri, ziyaretleşmek ve hediyeleşmek için hepsi birer vesiledir. Gittiğimiz yere eli boş gitmek, geldiğimiz gurbetten eli boş gelmek bizim geleneklerimizde yoktur. Hediyeleşmek bizim inancımızın gereğidir. Hediye getirmezsek, hediye götürmezsek kendimizde bir suçluluk ve eziklik hissederiz. Bizde hediyesiz gelmek küslüklere bile neden olur. Çünkü hediye, değer verme anlamına gelir. İnsan umduğuna küser.
Şu halde hediyeleşmek sünnetini ihmal etmeyip, bir küçük hediyeyle yakınlarımızı mutlu etmeli, kendimiz de mutlu olmalıyız. Birçoğumuz dostlarımız tarafından verilen dayanıklı hediyeleri evimizin en güzel köşesinde saklarız, bir hatıra olarak bakar, geçmiş güzel günlerimizi yadederiz. Bir küçük resim, bir mektup, bir küçük kitap, bir mutfak eşyası, bir duvar levhası hatırlanmaya, hatırlamaya yeter. Benim de bu yazım size hatıra ve hediye olsun.
“Bir tatlı söz ile gönül alırsın, ölürsen de gönüllerde kalırsın.”











0 Yorum