HİCRET SADECE TAKVİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİLDİR
Bugün günlerden Salı., yeni bir hicri yıla girdik; 1448… Evet takvimler değişti
Muharrem ayı başladı, Ancak hicret denildiğinde aklımıza sadece bir tarih değişikliği gelmemelidir. Çünkü hicret, İslam tarihinin en büyük fedakârlıklarından ve en önemli dönüm noktalarından biridir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ve sahabeler Mekke'de ağır baskılar altında yaşadılar. Mallarını, evlerini, yurtlarını bıraktılar. Kimisi servetini, kimisi yakınlarını geride bıraktı. Ancak imanlarından taviz vermediler. Çünkü onlar dünya menfaatini değil, Allah'ın rızasını tercih ettiler.
Bugün ise kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Aradan geçen on dört asırdan sonra hicret bize ne söylüyor?
Aslında hicret sadece bir şehirden başka bir şehre gitmek değildir. Hicret, yanlışlardan doğrulara yönelmektir. Haramdan helale geçmektir. Kötü alışkanlıklardan kurtulmaktır. Kısacası insanın kendisini yeniden inşa etmesidir.
Bugün toplum olarak böyle bir hicrete her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Bakıyoruz, teknolojimiz gelişiyor ama ahlakımız aynı hızla gelişmiyor. Evlerimiz büyüyor ama aile bağlarımız zayıflıyor. Telefonlarımız akıllanıyor ama insanlar birbirini anlamakta zorlanıyor.
Eskiden insanlar yüz yüze oturur, dertleşirdi. Şimdi aynı evin içinde herkes elindeki telefona bakıyor. Anne başka dünyada, baba başka dünyada, çocuklar bambaşka âlemlerde yaşıyor.
Sonra da "Neden aile yapımız bozuluyor?" diye soruyoruz.
Gençlik elden gidiyor diyoruz. Ancak gençlerimizi kimlere teslim ettiğimizi pek konuşmuyoruz. Çocuklarımızın hangi üniversiteyi kazandığını takip ediyoruz ama hangi fikirlerin etkisinde kaldığını çoğu zaman önemsemiyoruz.
Bugün birçok anne baba çocuklarının diplomalarını düşünüyor, fakat ahlaklarını yeterince düşünmüyor. Oysa diploma insanı meslek sahibi yapar, ahlak ise insan yapar.
Bir başka problemimiz de dilimizi doğru kullanamamamızdır.
Sosyal medya denilen mecralarda insanlar birbirlerini kırmayı marifet zannediyor. Bir haberin doğru olup olmadığı araştırılmadan paylaşılıyor. İnsanların şeref ve haysiyetleri birkaç saniyede ayaklar altına alınabiliyor.
Peygamber Efendimiz'in "Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kişidir." uyarısını ne kadar hatırlıyoruz?
Bugün belki de en çok dilimizin hicrete ihtiyacı vardır.
Yalandan doğruluğa...
Gıybetten kardeşliğe...
Hakaretten nezakete...
Fitneden birliğe hicret etmemiz gerekiyor.
Ekonomik sıkıntılar yaşadığımız da bir gerçektir. Ancak sadece ekonomik sebepler üzerinden konuşmak eksik olur. Çünkü bereket yalnızca kazancın miktarında değil, helalliğinde gizlidir.
Faiz yaygınlaşırsa bereket azalır.
Rüşvet yaygınlaşırsa adalet zedelenir.
Kul hakkı çoğalırsa huzur kaybolur.
Bugün insanların önemli bir kısmı daha fazla kazanmasına rağmen daha huzursuz yaşıyorsa bunun üzerinde düşünmek gerekir.
Bir başka tehlike de ayrışmadır.
Müslümanlar mezhep, meşrep, cemaat, siyasi görüş ve çeşitli aidiyetler üzerinden birbirlerinden uzaklaşmaktadır. Oysa bizi birleştiren değerler ayıran şeylerden çok daha fazladır.
Kıblemiz bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir, Rabbimiz birdir.
Buna rağmen birbirimizle uğraşırken dünyanın birçok yerinde Müslümanlar zulüm altında yaşam mücadelesi veriyor.
Önümüzde yeni bir hicri yıl var.
Belki de bu yıl herkes kendi iç muhasebesini yapmalıdır.
Namazlarımızı gözden geçirmeliyiz.
Aile ilişkilerimizi gözden geçirmeliyiz.
Komşuluklarımızı gözden geçirmeliyiz.
Kazançlarımızı gözden geçirmeliyiz.
Kısacası herkes kendi hicretini gerçekleştirmelidir.
Çünkü gerçek değişim, takvimlerin değişmesiyle değil, insanların değişmesiyle olur.
Hicret bize bunu öğretmektedir.
Yeni hicri yılın ülkemize, milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.











0 Yorum