İKİ KAPILI BİR HAN
Değerli kardeşlerim, Hazreti Nuh Aleyhisselam bin seneden fazla yaşadı. Rivayet edilir ki 1050 yıl, Soruyorlar kendisine: Ya Nuh, bu kadar uzun ömür yaşadın, dünyayı nasıl buldun?
Cevabı çok kısa ama çok ibretlik:
Dünya iki kapılı bir han gibiydi. Bir kapıdan girdik, bir kapıdan çıktık.
Bir gün 370 yaşında bir hanım Hazreti Nuh’a geliyor, diyor ki:
Ya Nuh, galiba hastayım, herhalde öleceğim.
Hazreti Nuh Aleyhisselam tebessüm ederek buyuruyor ki:
Bizden sonra Hazreti Muhammed Aleyhisselam gelecek. Onun ümmetinden kimi 30'unda, kimi 40’ında, kimi 50’sinde, kimi 60’ında, nadiren de 80–90 yaşında ölecek.
Hanım şaşırıyor ve diyor ki:
O zaman onlar bina, villa, şato peşinde koşmazlar. Bu kısacık hayatta çalı diplerinde, ağaç gölgelerinde yaşar giderler.
Ama kardeşlerim, gel gör ki öyle olmadı,
Bugün etrafımıza bakıyoruz;
Apartmanlarım olacak diyoruz,
Villalarım olacak diyoruz,
Arabalar, araziler, mal mülk peşindeyiz.
Sanki bu dünyada kalacakmışız gibi…
Oysa Anadolu da güzel bir söz vardır.
Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.
Bak kardeşim,
Dedelerimiz ev yaptı, mezara girdi.
Babalarımız yaptı, toprağın altına girdi.
Hiç kimse anahtarı cebine koyup gitmedi.
Hazreti Nuh’un sözü bugün bize şunu hatırlatıyor:
Bu dünya misafirhane, kalıcı yurt ahiret.
Ev yap, çalış, kazan…
Ama kalbini dünyaya bağlama.
Çünkü gün gelecek,
Ne villa seninle gelecek,
Ne araba kefene sarılacak,
Ne tapu defteri mezara girecek.
Geriye bir tek şey kalacak kardeşlerim:
Bu iki kapılı handa nasıl bir kul olduğumuz…
Rabbim dünyayı kalbimize değil, elimizde tutmayı nasip etsin.
Âmin.











0 Yorum