Telefon
WhatsApp
İNTİKAM
300 X 250 Reklam Alanı

Mayıs’ın ortalarına doğru gelip Ekim ayının sonlarına doğru şehir evine taşınırlar. Bu evler genellikle küçüktür: İki oda bir sofa. İçerisi meyve ağaçlarıyla dolu olan ve uygun yerlerine salatalık, domates ve marul gibi sebzeler ekilen duvarsız ana bahçeden kerpiç duvarlarla ayrılan küçük bir avlunun içine yapılırlar. Bu eve bitişik samanlık ve ahır olur. Bazı aileler, kurbanda kesmek ya da kışın etlik yapmak üzere bu ahırda birkaç koyun beslerler. Bazılarının da ineği vardır. Avluya çiçekler ekilir. Güller, karanfiller, ortancalar, hercai menekşeler..

Taşınma zamanı gelince şehir evindeki kadınları tatlı bir telaş sarar. On beş gün öncesinden başlar hazırlık. Bağ evinde herkesin bir at arabası vardır. Bu arabayla bağa gidilip gelinir. Avlu duvarları ve ev duvarları ak toprakla badana edilir. Ana bahçe ve avlu temizlenir. Otlar yolunur; sebzeler, çiçekler ekilir.

Bu ailelerden birisinin şehir evinde bir kahvaltı sofrasındayız. Ortadaki bakır siniye Allah ne verdiyse konulmuş. Beyaz peynir, küflü peynir, yoğurt, zeytin, tereyağı söğüş doğranmış domates, sakatlık, biber.

Seyit Mehmet çayından son bir yudum aldı, “Elhamdülillah” deyip sofradan kalkarken, ortaya konuştu:

“Bu akşam, bağ evine misafirlerim gelecek. Yemek hazırlayın. Ben at arabasını koşup alış verişe çıkıyorum. Akşam için gerekenleri alıp gelirim. Siz ihtiyaç olan diğer şeyleri hazırlayın. Beni bekleyin, gelince beraber gideriz.”

Sofradaki iki kadın birbirlerinin yüzlerine baktılar. Çünkü evde hiçbir temizlik yapılmamıştı. Avlu ve oda duvarları bıraktıkları haliyle duruyordu. Üzerlerinden koca bir kış geçmişti. Hem badana, hem bahçenin derlenip toparlanması hem yemek pişirme aynı güne nasıl sığacaktı? Bağın derlenip toparlanmasına bir hafta sonra başlamayı düşünmüşlerdi. Ah Seyit Mehmet! İki ayağımızı bir pabuca soktun. Şimdi nasıl çıkacağız işin içinden!

Şerife çok öfkelenmişti. Tam bir şey diyecekti ki, kayınvalidesi Hafize anne kaş göz işaretleriyle susturdu. Aksi halde olacakları biliyordu. Kahvaltı sinisi bir tekmeyle ters dönebilirdi.

Anne ilk şaşkınlığı üzerinden attıktan sonra sordu:

“Kaç kişi gelecek? ”

“Sekiz on kişi oluruz her halde.”

Seyit Mehmet bunu dedikten sonra, hiçbir şey demeden çıktı. Konya’nın kalburüstü tüccar terzilerinden olan, otuz yaşlarında bir adamdı. Hem kumaş satıyor, hem de takım elbiseler, ayrı ceketler ve pantolonlar dikiyordu. İşinin ehliydi, diktiği elbiseler giyenin üstüne kalıp gibi otururdu. İki kalfa ve bir çırak çalıştırıyordu. Babası bir yıl önce ölmüştü. Hovardalığı olmasa, karısına da iyi davransa, ne güzel olurdu ama o da böyle bir insandı işte. Arkadaşları çok severlerdi onu. Cömertti, mertti. Söz verdi mi yapardı.

Seyit Mehmet gittikten sonra, evdeki iki kadın söylene söylene yemek yapmak için gerekli kap kacağı, hazırlamaya koyuldular. Bağ evindeki tencereler küçüktü, o kadar kişiye yetmezdi. Büyük tencerelere sinilere ihtiyaç olacaktı. Evdeki düdüklü tencereyi de götürseler, iyi olurdu Bağ evinde tenekelere kurulmuş etler, turşular vardı ama sebzeler henüz ekilmemişti.

Kadınlar hazırlık yaparken, Seyit Mehmet at arabasıyla eve dönmüştü. Üzerinde akşamki ziyafet için gerekli her şey vardı: Ekmek, kıyma, pirinç, domates, salatalık, patlıcan, dolmalık biber vb.

Yola koyuldular. Şerife arabada düşüncelere daldı. Görücülerin gelişini, bir iki ay sonra henüz on dört yaşındayken kendisinden on yaş büyük olan Seyit Mehmet’le evlendirilişini hatırladı. Hiç istememişti bu evliliği. Çok itiraz etti. Ağladı yalvardı. Babası çok zengindi. Kendisi kadar olmasa da, yine de varlıklı bir adam olan Mehmet Ağa’ya – Seyit Mehmet’in babası- söz vermişti. Sonunda kabul etmek zorunda kalmış, ama kocasını hiçbir zaman sevmemişti.

Şimdiye kadar geçirdiği günleri teker teker dizdi önüne. Çocukken geçirdiği günlere özlemle baktı. Ailenin tek çocuğu olduğu için, el bebek, gül bebek büyütülmüş, bir dediği iki edilmemişti. Kimsenin giymediğini giyiyor, yemediğini yiyordu. Her dediğini yapan babasının onu böyle bir evliliğe zorlamasını bir türlü hazmedemiyordu.

Düğün gününü düşündü. Babasının nerdeyse saçının her teline taktığı altınları, evlendikten sonra kocasının onları birer ikişer bozduruşunu, hovardaca harcayışını hatırladı. Ondan sonra diş bilemeye başlamıştı kocasına. Öyle bir şey yapmalıydı ki, Seyit Mehmet rezil olsun, arkadaşlarının yüzüne bakacak hali kalmasın.

Kocası Şerife’ye gün yüzü göstermemişti ama neyse ki kayınvalidesi çok iyi bir kadındı. Onu koruyor, kolluyordu. Seyit Mehmet bir gün karısına el kaldırmaya kalkmış, kayınvalidesi araya girip elini tutmuş, oğluna söylemediğini bırakmamıştı. En ağırı da şu sözleri olmuştu: “Bir daha böyle bir şey yaparsan, emzirdiğim sütleri helâl etmem.”

O günden sonra Seyit Mehmet Şerife’ye bir daha el kaldırmamış, fakat sözlü kavgalar devam etmişti. İnsanoğlu her şeye alışıyor. Şerife de alışmış, kavgalar sıradan olaylar haline gelmişti. Hiç etkilenmiyordu bile. Fakat kocasını rezil etmek için fırsat kollamaktan bir türlü kendini alamıyordu.

Arabadan indiler. Seyit Mehmet'le birlikte eşyayı indirdikten sonra, elli metre ilerdeki avlunun içindeki evin taşlığına kadar taşıdılar. Seyit Mehmet' in yapacak işi kalmamıştı artık. Arabasına doğru yürüdü. Akşam ezanından bir saat öncesine kadar, her şeyin hazır olmasını sıkı sıkı tembihledi.

İki kadın baş başa kalmıştı. Onları bekleyen yığınla iş vardı. Bu kadar kısa süre içinde bu kadar işin altından nasıl kalkacaklardı?

Şerife evin kapısını açtı. Buradan mutfak olarak kullanılan sofaya giriliyordu.. İçeride yoğun bir rutubet kokusu vardı. Yandaki iki odaya da mutfaktan giriliyordu. Odaların kapılarını ve pencerelerini açıp havalandırmaya bıraktılar.

Odaların duvarlarının badanası şimdilik idare ederdi. Fakat girerken avlu duvarının badana istediğini fark etmişlerdi. Bahçeyi üstünkörü derleyip toparlamaları, odaları süpürüp temizlemeleri yeterli olacaktı. Hemen işe koyuldular. Dış duvarın badanası bir hayli zamanlarını aldı. Odalar temizlendi, bir kenara yığılmış olan hasırlar ve onların üzerine kilimler serildi. Anlatması kolay ama işlerin yapılması kolay olmuyor.

Tüm bu işlerin yapılması çok uzun sürdü. Yarım saat sonra ikindi ezanı okunacaktı.

Yemeklerin bir kısmını yer ocağında bir kısmını da gaz ocağında pişirmeleri gerekiyordu. Yer ocağında yakmak için bir kenara yığılmış, çalı, çırpı dal parçalarını getirdiler, ocağa girecek şekilde kırdılar. Taşlığa tahta sofra çıkardılar. Altına sofra bezi serildi. Hafize anne yufka açmaya başladı. Su böreği olmadan olmazdı. Kendisi bu işleri hazırlarken Şerife pirinç ayıklayacak, yaprak sarması ve biber dolması için iç hazırlayacak; daha sonra dolma dolduracak, yaprak saracak, çorba ve diğer yemekleri hazırlayacaklardı.

İşi erken bitiren, hoşaf ve tatlıları yapardı artık. Hazırlıklar bittikten sonra sıra yemeklerin ve böreklerin pişirilmesine geldi. “Acele işe şeytan karışır” derler ya. Şerife bir baktı, gazocağı için ispirto yok. İyi ki yaz kış orada kalan bağ komşuları vardı. Bir koşu gidip küçük bir şişe ödünç aldı. Allah kahretsin. Gazocağını pompalıyor pompalıyor yanmıyor. Delikler tıkanmış. Yine komşu yetişti imdada. Gazocağı iğnesini de ondan aldılar. Böyle bir sürü aksilikle uğraşa uğraşa vakit akşam ezanını bulmuştu. Misafirler gelmek üzerelerdi.

Mutfakta pişirdikleri yemekleri tel dolabına koymuşlar, ocakta pişirdikleri börekleri ve yemekleri pelit ağacının altındaki tahta sedirin üzerine sıralamışlardı. İçeriye taşımaya başlayacaklardı ki, ana bahçenin girişinin önünde bir faytonun durduğunu gördüler. Bunu iki fayton daha izledi. Durup beklediler. Birinci faytondan çarşaflı, dudaklarında koyu kırmızı ruj olan gözleri sürmeli bir kadın indi. Saçları görünmüyordu ama incecik kapkara kaşları vardı. Arkasından otuz yaşlarında kara saçlı, pala bıyıklı bir adam geliyordu. Efesi olmalıydı.

Şerife bu manzarayı görünce diğer faytondakilere bakmadı bile. Oysa arkadaki arabaların her birinden üçer kişi daha inmişti. Seyit Mehmet ikinci faytondan inenlerin arasındaydı.

Demek ki bunca yemeği bağ evinde yapılacak oturak âlemi için hazırlamıştı ha! Sakin olmaya, öfkesini frenlemeye çalıştı. Gelenler yavaş yavaş yaklaştılar. Arkadan Seyit Mehmet’in sesi geliyordu: “Bu saate kadar nerde kaldınız yahu!”

Bu ses bardağı taşıran son damla oldu. Şerife öfkeden titremeye başlamıştı. İçinden söylendikleri dışarıya taştı: “Ben bu yemekleri, sen elin karısıyla kızıyla oturak âlemlerinde yiyesin diye mi yaptım. Zıkkımın kökünü ye. Vurgunun yiyin gelesice!”

Seyit Mehmet bu sözleri duyunca küplere bindi. Arkadaşlarının engellemesine rağmen, koşarak pelit ağacının altına kadar geldi.

“Ne diyon gız sen. Ben şimdi, seni ayağımın altına almaz mıyım!” diye bağırmaya başladı. Hafize anne Şerife’nin önüne geçti. “Hele bi vur! ” diye gürledi. Bu arada iki arkadaşı gelip Seyit Mehmet’in kolundan tuttular.

Tüm bunlar olurken, Şerife hem söyleniyor, hem de yapılan yemekleri yere boşaltıyordu. Bir ara eli su böreği tepsisine uzandı. Durakladı. Çekti elini. Hamur işi nimetti, yere saçılmazdı. Söylene söylene avluya girdi. Odalardan birine koydukları şalları almak istiyordu. Öfkeden gözü bir şey görmüyor, bir sedirin üstüne katlayarak koyduğu şalları bulamıyordu bir türlü. Hem annesinin hem kendisinin şalını. Nihayet buldu.

Avludan çıkınca birisini annesine verdi, diğerini örtündü. Bu olaylar birkaç dakika içinde olup bitmiş, arkadaki iki fayton gitmişti. İlk gelen faytoncu, atının dizginlerini tutmuş, faytonunu geri döndürmeye çalışıyordu. Hafize anne “Bizi bekle” diye seslendi.

Şerife önce binmek istemedi. Çünkü o kadının oturduğu koltuğa oturamazdı. Kayınvalidesinin hatırına bu inadından vazgeçti. Toprak yoldan asfalta ulaşınca, atların çıkardığı nal sesleri Şerife’nin sinirlerini yatıştırmıştı. Önce koltuğun ucuna otururken, arkasını yaslayıp genişçe oturdu. İçindeki bütün öfkesini boşaltmış, rahatlamıştı. Sonrasını hiç düşünmedi. İnceldiği yerden kopsundu.

Not: Bu öykü Konya Yenigün Gazetesinin aylık eki olarak Çumra Kültür ve Sanat Topluluğu tarafından hazırlanan "Dokuz Bin Yıllık Delikanlı ÇUMRA" dergisinin 27 Ağustos 2025 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!