KADIN İSTERSE ERKEĞİ VEZİR İSTERSE REZİL EDER
Sağlam bir aile binası, sağlıklı bir aile kurumu ve örnek bir aile modeli eş seçimiyle başlar.
Duygularının esaretinden kurtulup aklıyla hareket eden, geleneklerini boş vermeyen, inanç sisteminin emir ve yasaklarını dikkate alan, anne-babanın tecrübelerine ve tercihlerine de önem veren, evlilikte maddi çıkardan çok mutlu ve huzurlu olmayı gaye edinen, hayırlı nesiller dünyaya getirip yetiştirmeyi evliliğin gayesi olarak gören bir delikanlı, eş seçiminde isabetli ve ihtiyatlı davranmış olur.
Bugünkü boşanmaların, sokağa bırakılmış çocukların, gelin-kaynana kavgalarının, başlamadan biten evliliklerin, saygısız ve sevgisiz nesillerin, aile içi cinayetlerin, şiddetin ve huzursuzluğun temelinde yanlış eş seçimi vardır.
Bu konuda Peygamber Efendimiz (sav.) bize bir pencere açarak şöyle buyurur: ”Kadın dört şey için nikahlanır: Malı (zenginliği), güzelliği, soyu (nesebi) ve dindarlığı (ahlâkı) için. Siz dindar ve ahlâklı olanı seçin ki eliniz (eviniz) bereketlensin.”
Gerçekten bütün tercihler ve kriterler bu dört hususta toplanır. İnsan var, onun için fizik (güzellik) önemlidir. Diğer bir delikanlı için kadının veya erkeğin malı, maaşı, zenginliği daha önemlidir. Başka bir evlilik adayı da “Soy ara, kök ara, bulamazsan ne çare” atasözünü kendine rehber kılmıştır. Aklını öne çıkaran, Rasulünün sünnetini hep ön planda tutan dini bütün bir genç ise, aradığı eşte, Allah Rasulü’nün önerisine uyarak dindarlığı ve güzel ahlâkı gözetir. Büyükler, “Yüzü güzele kırk günde doyulur, huyu güzele kırk yılda doyulmaz” derler. Yine atalar ne güzel söylemiş: “Güzelliğe güvenme, bir sivilce yeter, mala-mülke güvenme, bir kıvılcım yeter.”
Güzellik te, göreceli bir kavram. Benim güzel gördüğümü bir başkası çirkin görebilir. Büyüklerimiz, “Güzel bakan güzel görür”, derler. Marifet, dikenler arasında gülü keşfedip görebilmektir. Allah’ın her yarattığı varlıkta, mutlak cemalinden bir eser, bir güzel taraf vardır. Göremiyorsak, o kusur, baktığımız varlıkta değil, bizim gözümüzdedir. Yol kenarına atılmış bir köpek leşini gören Peygamber Efendimiz (sav.) “Ne güzel dişleri var” buyurarak, kokan ve herkesi tiksindiren bir köpek leşinde bile bir güzellik keşfetmiştir.
Allah’u Teâlâ, kadınları genellikle esnek yaratmıştır. Kadınlar suya benzerler, girdikleri kabın şeklini alırlar. Yani vardıkları eve uyum sağlamakta güçlük çekmezler, sıcak kanlıdırlar, itaatlıdırlar. Atalarımızın “At, sahibine göre kişner” sözü, hanımların bu özelliğini anlatır. Burada erkeğin sabrı, anlayışı, eğiticiliği ve öğreticiliği önemlidir.
Cenab-ı Hak, kimine fizik güzelliği, kimine de huy güzelliği vermiştir. Kimini de her bir güzellikten nasipli yaratmıştır. Seneler fizik ve yüz güzelliğini alır götürür, yaşlılık yüzleri kırıştırır, ama huy ve karakter güzelliği mezara kadar gider. Çok zaman gençler, duygularıyla hareket ederler, huya bakmazlar, yüz güzelliğine kapılırlar, o yüzün arkasındaki kötü karakteri göremezler. Onun için atalar, “Ergen gözüyle kız alma, gece gözüyle bez alma” demişlerdir. İşte burada evin büyüklerine görev düşmektedir. Araştırılmalı, soruşturmalı, gerekirse gençler uyarılmalıdır.
Birçok erkeklerin ev dışında mutluluk araması, kendisini içkiye-kumara vermesi, kahvelerde sabahlaması, evdeki idaresiz hanımlardan kaynaklanır. Kadın nasıl ilgi ve sevgi beklerse, erkek de hanımından sevgi bekler.
Nitekim yaşanmış bir olay anlatılır: Çok hanım alıp boşayan geçimsiz bir erkek, bir daha evlenir ve kara kara düşünmeye başlar. Yeni aldığı tecrübeli hanım, niçin düşündüğünü sorar. Adam şöyle der: “Ben huyumdan aciz bir adamım. Şimdiye kadar evlendiğim kadınlarla geçinemedim. Acaba seninle de geçinemeyecek miyim diye düşünüyorum.”
Gün görmüş, sabırlı ve iyi huylu kadın, kocasını şöyle teselli eder: “Sen hiç üzülme, kabahat sende değil, seni idare etmeyi bilmeyen o bilgisizlerde. Onlar iyi huylu olsalardı seni kötü huylu etmezlerdi.” İşte bu anlayışladır ki ömür boyu geçimsiz adamı bu kadın idare etmesini bilmiş, gül gibi geçinip gitmişlerdir.
Yine anlatılır: Şakik bin İbrahim Hazretleri’nin geveze bir hanımı varmış. Bir gün kendisine sormuşlar:
-Hazret, zevceniz çok huysuz, size çok fazla eziyet ediyor, boşasanız ya? Şakik hazretleri cevabında şunları söylemiş:
“Onun huyu kötü ise, benimki iyidir. Boşarsam, ben de onun gibi kötü huyluluk etmiş, onun seviyesine inmiş olurum. Ayrıca boşarsam, kimse almaz da ortalıkta kalır, daha fazla kötü olur diye bırakmaktan çekiniyorum.”
Demek ki bir evde kadın veya erkekten birisi anlayışlı, idareci ve sabırlı olursa, o yuvanın ayakta kalması mümkün olur.
Asmâî isimli bir alim, bir gün Kâbe’yi tavaf ederken bakmış ki, bir adam arkasına yüklendiği bir ihtiyarı alıp götürürken;
“Küçüklüğünde de, büyüklüğünde de beni türlü zahmetlere soktun” diye konuşarak gidiyor.
Asmâi, sırtına bir yaşlıyı yüklenip konuşan kimseye takılıyor:
“Yahu, hurmette kusur etme, onun sana yaptığı iyilik, senin ona yaptığın iyilikten fazladır. Adam dönüp:
“Sen bunu benim neyim sandın” diye sormuş.
Asmâi de, “Neyin olacak, babandır ki sırtında taşıyorsun” demiş.
Adam ise şu cevabı vermiş:
“Hayır, bu benim babam değil, oğlumdur. Aldığı huysuz bir kadın onu bu yaşta sırtta taşınacak hale getirdi.
Nitekim Hz. Lokman, oğluna vasiyetinde şöyle demiştir:
“Şirretlik yapıp, söz dinlemeyen kadın, insanın vakitsiz saçını sakalını ağartır.”
El Fezari isimli bir şair de hanımına şunları söylemiştir.
“Sana olan muhabbetimin azalmamasını, sevginin zedelenmemesini istiyorsan, öfkeli bulunduğum zaman bana karşılık verme. Kendi halinden iki de bir şikayete bulunarak, bana takat getiremeyeceğim yükler yükleme. Bilirsin ki, bir kalp de eziyet ile sevgi bir arada durmaz.
Bu sözlerden de anlıyoruz ki, evi ayakta tutan kadındır. Atalarımız ne güzel söylemiş: “Dişi kuş yapar yuvayı.” “Kadın isterse erkeğini vezir, isterse rezil yapar.”











0 Yorum