MUTLULUK TARİF EDİLEMEZ, YAŞANIR
İnsan, beden ve ruhtan teşekkül etmiş bir varlıktır, varlıkların da en şereflisidir.
Beden, topraktan yaratılmıştır, topraktan gıdasını alır, topraktan beslenir. Her canlı gibi doğar, büyür ve ölür. Topraktan geldi, toprağa gider.
Ruh ise, Yaratanın kendi zatından üfürdüğü bir emridir. Rabbimizin bir emri olduğu için mahiyeti bilinmezdir, manevîdir, ebedidir, ölümsüzdür.
İşte mutluluk dediğimiz kavram da, ruhî bir olgudur, elle tutulup gözle görülmez, manevi bir hazdır, tarif edilemez, yaşanır.
Ünlü Müslüman Türk filozofu İbni Sina, “Mutluluk, ruhun temizlenmesi ve faal akla yönelmesi eylemidir” demiştir. Demekki ruhunu temizledikçe ve aklını daha çok kullandıkça insan mutlu olur. Ruhun temizlği günah işlememektir, aklın çalışması daha çok okumak ve daha çok öğrenmektir. Bazı insanlar okudukça ve öğrendikçe mutlu olurlar.
Ayrıca mutluluk göreceli bir kavramdır. Her insan mutluluğu farklı düşünür, farklı anlar, farklı duyar, farklı yaşar. Herkes mutluluğun peşindedir, herkes yakalamaya çalışır, bir türlü yakalanmaz. Sen yaklaştıkça o uzaklaşır, bu kovalamaca bir ömür hep sürer gider. Yakaladım zannedenlerin aslında yakaladığı yalancı mutluluktur, dünyadaki taklididir, sahtesidir. Çünkü mutluluğun aslı ve gerçeği cennettedir, onu cennette duyacağız, cennette yaşayacağız.
Bir zaman bir dostuma “Mutluluğun Reçetesi” isimli bir kitap yazacağım, dedim. “Yazamazsın, çünkü mutluluk tarif edilemez, herkese göre mutluluk farklıdır” dedi. Gerçekten dostum haklıydı, doğru söylüyordu. Birçokları mutluluğu dünya nimetlerinde arar. Kimileri mutluluğu kadında ve parada zanneder, kadına ve paraya yöneldikçe, hatta taptıkça mutsuzlaşır. Kimileri araba alınca, çocuğu olunca mutlu olacağını zanneder; arabası ve çocuğu olur, yine mutsuzdur. Peygamber Efendimiz(as.)’in bu konuda güzel bir sözü var: “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa ikici vadiyi ister. İnsanoğlunun gözünü toprak doyurur.” buyurur.
İnsanın fıtratında hırs vardır, açgözlülük vardır. Bundan dolayı işadamları, zenginler, hâlâ mücadele etmekte, kazandıkça çalışmaya devam etmekte. Bundan dolayı dünyanın imarı mümkün olmakta, teknolojik gelişmeler yaşanmakta, zengin işyeri açmakta, fakirler iş-aş bulmakta. Nitekim Peygamberimiz de “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, bugün ölecekmiş gibi âhirete çalış” buyurmaktadır.
Dünyanın geçici zevkleri, aldatıcı bir meta’, yalancı bir mutluluktur. Kur’an’da dünya hayatı; “oyun, eğlence, süs, insanlar arasında övünme, mal ve evlat çokluğuna sevinme” olarak tarif edilir. Bütün bunlar birer mecazî mutluluktur, nefsin geçici bir hazzıdır, ruhun ise marazıdır. Çünkü ruhun gerçek yurdu cennettir. Ruh için dünya bir hapishanedir, hapishane hayatı bitince özgür ve mutlu olur.
Şu gerçeği unutmayalım ki, hırs ve tamah, dünyayı imar etse de, mutlu kılmaz, mutluluğa ulaştırmaz. Paralar, kadınlar, arabalar, evler, araziler, fabrikalar, Kur’an’ın ifadesiyle “Dünya meta’ıdır”, nefsin zevkleri ve arzularıdır. Bir tefsircinin ifadesiyle meta’ın anlamı; kirlenmiş bezdir. Kirlenmiş beze değer vermek de akıllı insanların işi değildir. Daha doğrusu dünyanın mutluluğu sahtedir, yalancıdır, aldatıcıdır.
Elbette sahte de olsa insanlar dünyada mutlu olmak ister; bir ömürlük mücadelesi, mutluluğu yakalamak ve yaşamak içindir. Onun için namazlarımızda hep “Rabbena Âtina” duasını okuruz. “Yâ Rabbi, bize dünyada da, âhirette de hasene(mutluluk) ver” deriz.
O halde mutluluğun tarifini ve kelime anlamlarını biraz irdeleyelim. Mutluluk, eski tabirle saadet, sekinet, ferah ve sürur; yeni ifadeyle sevinç, huzur ve rahatlık demektir. Mutluluğun tam bir tarifi olmamakla beraber, tecrübelerin ışığında ve Kur’an’ın mesajları doğrultusunda mutluluğu anlamaya çalışalım:
Mutluluk bir yaşam biçimidir. Yaptığın işten, amelden, meslekten, kısaca yaşamaktan zevk almaktır. Bu zevk, bedenle ilgili değil, daha çok ruhun zevkidir. Yemek- içmek, bedenin gıdasıdır, mideyi doyurur, ama mutluluk değildir. Bir tabiat manzarası, bir çiçek, bir su şırıltısı, bir güzel koku, bir nurlu yüz, bir tatlı söz, bir güzel ses, bir sıcak nefes, ruhu rahatlatır, ruha zevk ve mutluluk verir. Yine bir küçük iyilik, bir basit yardım, bir içten dua, iki rekatcık namaz, aynı şekilde insana huzur ve sükun bahşeder, dolayısıyla mutlu yapar.
Mutluluk, paylaşmaktır. İnsan, Allah’ın verdiği nimetleri paylaştıkça mutlu olur. Hayırseverlerin yaptığı bunca okullar, çeşmeler, camiler, vakıf faaliyetleri, hayır işleri, zekâtlar, sadakalar, hepsi paylaşma duygusunun eseridir. Evet, cömertlik fazilet, cimrilik ise rezalet ve hastalıktır. Cimriler bencil, mutsuz ve huzursuz; cömertler mutlu ve kutludur.
Mutluluk, Allah ile, çevre ile ve kendisiyle barışık olmaktır. Allah ile barışık olmak; O’nu razı etmek ve O’ndan razı olmaktır. O’ndan gelen nimete şükretmek, musibetine sabretmektir. Çevre ile barışık olmak; insanlarla güzel geçinmek ve hoşgörmektir. Kendisiyle barışık olmak; kendine ve sağlına değer vermek, Allah’ın verdiği suretine, fiziğine ve cinsiyetine razı olmaktır.
Mutluluğun bir adı da moraldir, korkulardan güvende olmaktır. Bir hocamız morali şöyle tarif etmişti: Moral, halinden memnun, yarınından emin olmaktır. Evliler için moral, halinden memnun, eşinden ve çocuğundan emin olmaktır da diyebiliriz.
Mutluluk dua almaktır. Bir ayet-i kerime’de Peygamberimiz(as.)’e hitaben Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “(Ey Habibim!) Onlara dua et! Senin duan onlar (mü’minler) için sekinedir (güvendir ve huzurdur).” Büyüklerin, Allah’ın sevgili kullarının, Din alimlerinin ve ana-babasının dualarını alanlar, hep ömür boyu mutlu olmuşlar ve işleri rast gitmiştir, kum diye avuçladıkları altın olmuştur.
Mutluluk evlenmektir. Diğer bir ifadeyle, evliliğin gayesi mutlu olmaktır. Bilim adamlarının bir araştırmasına göre, stresin tek çaresi evlenmektir. Bekârlığın strese ve bunalımlara yol açtığı tesbit edilmiştir.
Hanımlar, bir bakımdan erkeklerin mutlu olması için yaratılmıştır. Nitekim bir ayette de, “Size kendi cinsinizden, kendileriyle sükunet (huzur) bulasınız diye eşler yaratması O’nun ayetlerindendir.” buyrularak, kadınların erkekler için mutluluk kaynağı olduğu belirtilmiştir.
Mutluluk; sevmek, hoşgörmek ve Hak’tan gelene razı olmaktır. Allah’ı, insanları, yakınlarını, dostlarını, kendi yaratılışını sevmektir. Yunus’un ifadesiyle Yaratılmışları severim Yaratandan ötürü” demektir. Diğer bir ifadeyle Rabbimize, “Lütfun da hoş, kahrın da hoş” diyebilmektir mutluluk. Hayır ve şer Allah’tandır deyip tevekkül etmektir, O’na güvenmek, O’na dayanmaktır. Bize lutfedilen iyi şeyleri Allah’tan bilmek, başımıza gelen kötülükleri ise, kendi nefsimizden ve kusurlarımızdan bilmektir.











0 Yorum