Telefon
WhatsApp
ŞAKA
300 X 250 Reklam Alanı

Bu konuşma küçük bir kasabanın kahvehanelerinden birisinde geçiyordu. Parlak metalden yapılmış askılı tepsideki çayları dağıtırken, Hasan’ın içi içine sığmıyordu. Beklediği haber gelmiş olmalıydı. Masalarına çaylarını koyduğu iki arkadaşı, Hasan’a “Gözün aydın” derken, birbirlerine anlamlı anlamlı bakıyorlardı. Diğer müşterilerin de çaylarını dağıttıktan sonra, postacının verdiği kalemle gösterilen yeri imzaladı. Haber beklediği gibiydi. İş ve İşçi Bulma Kurumu’ndan geliyordu. İş başvurusunun kabul edildiği kesindi. Yoksa taahhütlü olarak göndermezlerdi. Merak ettiği şey, çalışacağı yerin neresi olduğuydu.

Heyecandan titreyen elleriyle zarfı açtı. Okuyunca o kadar sevindi ki, çevredekilerden utanmasa, göbek atıp oynayabilirdi. Bir ara, beline sardığı içine müşterilerden aldığı paraları koyduğu siyah önlüğü belinden çıkarıp, hem ocakçı, hem de kahvenin sahibi olan Mustafa abisine teslim etmeyi düşünmedi de değil. Sonra bu düşüncelerinden utandı. Askerden geldikten sonra üç aydır sayesinde ekmek parasını kazandığı, hem de sevip saydığı Mustafa abisine çok ayıp olurdu. Günün sonuna kadar beklemeye karar verdi. Kasabadaki devlet işletmesinde, onun özelliklerine uygun bir iş bulunmuştu.. Kurumdan gelen yazının işe alınmak anlamına gelmediğini düşünemiyor, alım işleminin işletmenin yetkilileriyle görüşmeden sonra gerçekleşeceğine inanmak istemiyordu bir türlü.

Bu arada kahvedekiler de merak etmişler, zarfta ne olduğunu sormuşlardı. Hasan, ağzı kulaklarında, onların da gözaydınlarına cevap yetiştirdi. Bir de ağalığı tutup herkese çay ısmarladı. Kahvedekiler mektubun içeriğini bilemezlerdi tabii ki. Sadece Hasan’ın sevincine ortak olmak istemişlerdi. Az önce “gözün aydın” diyen iki arkadaşı – Ali ve Mehmet – tavla kutusunu kapatmışlar, çıkmaya hazırlanıyorlardı. Çünkü vardiyalı çalıştıkları işletmenin servisi gelmek üzereydi. Hasan’ın ısmarladığı çayı alelacele içtikten sonra apar topar kahveden ayrıldılar.

Ali, Mehmet ve Hüseyin Hasan’ın çocukluk arkadaşlarıydılar. İçtikleri su ayrı gitmez, zaman zaman da şakalaşırlardı. Yukarıda anlattığım “dereyi görmeden paçaları sıvama” durumundan da anlaşılacağı gibi, aralarında en safları Hasan olduğu için, bu şakalardan en çok payını alan o olurdu. İşletildiğini anlayınca çok kızar, kızınca o kadar sevimli olurdu ki, bu hali diğerlerinde onu yeniden kızdırma isteği doğururdu. Aralarında küslük olmaz, bir süre sonra her şey güllük gülistanlık olurdu.

Hüseyin kasabanın bağlı olduğu şehir merkezindeki İş ve İşçi Bulma Kurumu’nda çalışıyordu. Ali ve Mehmet, bir sohbet sırasında Hasan’ın İş ve İşçi Bulma Kurumu’na başvurmak istediğini öğrenmişler, hatta ertesi gün şehre gideceklerini, isterse dilekçeyi elden teslim edebileceklerini teklif etmişlerdi. Hasan bu teklifi sevinerek kabul etmiş, kahvenin hemen yanındaki kırtasiyeciden dosya kâğıdı ve zarf almış, arkadaşlarının masasındaki boş sandalyelerden birine oturarak dilekçesini yazmıştı. Bu arada çay kahve isteyen müşterilerin hizmetine Ali bakmıştı. Böyle bir yardımın arkadaşlar arasında lâfı bile olmazdı.

Dilekçeyi gönderdikten on beş gün sonra, Hasan dilekçenin cevabını beklemeye başlamıştı. Günleri kadrolu bir işe girmenin hayalini kurmakla geçiyor, bu hayallerini arkadaşlarıyla paylaşıyor, göğsünü gere gere sevdiği kıza dünür gönderebileceğini anlatıyordu. Ali bir ara İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun işinin sadece ona uygun bir işyeri bulmak olduğunu söyleyecek olmuş, Hasan, “Hele bir cevap gelsin, ondan sonrası kolay” diyerek arkadaşını susturmuştu. Mektubun geldiği güne kadar bu hayallerle yaşamış, önünü arkasını düşünmeden hayallerinin gerçekleştiğini sanarak, taşkınlık derecesinde bir sevince kapılmıştı.

O gün akşamı zor etti. Ertesi gün en yeni elbiselerini giyinip güzelce tıraş olduktan sonra işletmeye gitti. Kapıdaki görevli onu personel servisine yönlendirdi. İlgili memur, Hasan’ın elindeki belgenin tarih ve sayısıyla, kendilerine gelen belgelerdekileri karşılaştırdı. Umursamaz bir tavırla, “Bize böyle bir evrak gelmemiş. Belki de postada gecikme olmuştur. İstersen bir hafta sonra tekrar gel ” dedi.

Hasan bozum olmuştu ama hiç belli etmedi. Bir hafta bekleyemezdi. Ertesi günü şehrin yolunu tuttu. İş ve İşçi Bulma Kurumu'na gidecek, gecikmenin nedenini öğrenecekti. Bu arada uzun süredir görüşmediği Hüseyin’le de görüşür, hasret giderirdi.

Düşündüğü gibi de yaptı. Önce Hüseyin’i buldu. Asıl geliş nedenini anlatırken, Hüseyin sabırsızlıkla dinliyor, eveleyip geveliyordu. Şimdi, acele yetiştirmesi gereken bir işi olduğunu, kendisinin bu durumu personel servisine sorabileceğini söyleyerek, servisin yerini tarif etti. Hasan bu davranışa anlam veremese de denileni yaptı.

Personeldeki görevli, işletmedeki memurun yaptığı gibi bir incelemeden sonra, belgeyi Hasan’a uzattı.

“Bizden böyle bir evrak çıkmamış.”

“Ama nasıl olur! Antetli kâğıt, tarih, sayı, sarı zarf…”

“ Dilekçenize de baktım. Henüz özelliklerinize uygun, hiçbir işyeri bulamadığımız için cevap bile yazmamışız.”

Gerçekle yüz yüze gelen Hasan’ın yüzü sarardı, omuzları düştü. Tüm hayalleri yıkılmıştı. Dokunsalar ağlayacaktı. Binadan süklüm püklüm ayrıldı. Fazla oyalanmadan kasabaya giden otobüse bindi.

Yol boyunca düşüncelere daldı. Kimin yapmış olabileceğini anlaması için uzun boylu düşünmesine gerek yoktu. Ali ve Mehmet’ten başkası olamazdı. Saf olmasına saftı da, şakaların birbiriyle samimi olan arkadaşlar arasında yapıldığını bilemeyecek kadar aptal değildi. Sonra Hüseyin’in başından savan ikircikli tavrı aklına geldi. Acaba işin içinde Hüseyin de olamaz mıydı? Ceketinin iç cebindeki zarfı çıkardı. Üzerindeki damgadan çıkış yerini okudu. Şehirden gönderilmişti. Demek ki iki arkadaş şakalarına Hüseyin’i de dahil etmişlerdi. Antetli kâğıt, tarih, sayı kafasında yerli yerine oturuyordu şimdi.

Böyle bir eşek şakasına neden yapmış olabilirlerdi? Her zaman olduğu gibi onu kızdırıp eğlenmek istemişlerdi belli ki. Kızamazdı, çok kırılmıştı. İnsanın hayal kırıklığıyla eğlenmek nasıl bir duyguydu acaba?

Bekledikleri gibi yapmayıp kızmayacak, aklı sıra onların eğlenmesinin önüne geçecekti. O kadar ince ruhluydu ki, bundan daha ağır bir ceza düşünemiyordu. Anlarlar mıydı acaba? İster anlasınlar ister anlamasınlar, kendisi bunu ceza olarak düşünmüştü ya, gerisi önemli değildi (Metin Eren, 3 Ocak 2026)

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!