ZORLA EĞİTİM, ZORLA HAYAT OLMAZ!
Geçtiğimiz gün bir eğitimci kardeşimiz, Fatmanur Çelik hocamız, okula zorla seni okutacağız diye getirilen bir cani tarafından katledildi. Rabbim rahmet eylesin. Ailesine sabır versin. Milletimizin başı sağ olsun.
Şimdi soruyorum:
Zorla güzellik olur mu?
Zorla ilim olur mu?
Zorla adamlık olur mu?
Bir çocuğu, bir genci, okuyacaksın! diye kolundan tutup okula sürüklemekle eğitim olur mu? Okumak istemeyen, hayatta bir hedefi olmayan, ailesi tarafından terbiye edilmemiş veya edememiş bir evladı, devlet zoruyla sınıfa koyarsan; o çocuk okumaz kardeşim, Okuyacak olanı da huzursuz eder, öğretmeni de yorar, sistemi de çürütür.
Bugün 12 yıllık zorunlu eğitim dayatması var. Soruyorum:
Bu 12 yılı kim çıkardı?
Niye çıkardı?
Memlekete ne kazandırdı?
Ne çıkaran doğru düzgün anlatabildi, ne millet bu işten bir hayır gördü. Sınıflar dolu ama zihinler boş. Diploması var ama mesleği yok. Lise bitirmiş ama bir çiviyi duvara çakamıyor. Üniversite okumuş ama hayatta yönü yok.
Bakın, hiç sevmediğimiz, çok eleştirdiğimiz 28 Şubat Süreci dönemindeki 8 yıllık kesintisiz eğitim bile bugünkü karmaşadan daha derli topluydu. En azından sistem daha netti. Şimdi 12 yıl boyunca çocuk okulda ama eğitim ortada yok. Disiplin zayıf, hedef zayıf, meslek yönlendirmesi zayıf.
Eskiden beş yıllık ilkokul vardı. Bir öğretmen aynı sınıfı birden beşe kadar okuturdu. Çocuğun ailesini tanırdı, karakterini bilirdi, nerede yaramazlık yapacağını sezirdi. Eğitim sadece ders değildi; edep öğretilirdi, saygı öğretilirdi, büyüğün karşısında nasıl durulur öğretilirdi.
Şimdi ne var?
Telefon var.
Umursamazlık var.
“Ben istemiyorum” diyen ama zorla sınıfta tutulan gençler var.
Okumak istemeyen çocuğu zorla akademik eğitime mahkûm etmek hem ona zulüm, hem okuyana zulüm, hem öğretmene zulüm.
Herkes doktor olacak diye bir kaide mi var?
Herkes üniversite okuyacak diye bir mecburiyet mi var?
Bu memleketin iyi ustaya, iyi çiftçiye, iyi sanayiciye, iyi esnafa ihtiyacı yok mu? Meslek liseleri güçlü olsun. Çıraklık sistemi güçlü olsun. İsteyen akademik yolda yürüsün, istemeyen mesleğe yönelsin. Okuyan belli olsun, okumayan belli olsun. Kim hangi yolda ilerleyecekse erken yaşta belli olsun.
Burada bir hakikati daha açıkça söyleyelim:
81 vilayette 200’den fazla üniversitenin olması bir marifet değildir. Asıl marifet; o üniversiteyi bitiren evladımızın diplomasını alır almaz bir meslek sahibi olmasıdır, bir iş sahibi olmasıdır, hayata tutunmasıdır. Bina yapmak kolaydır; içine liyakatli, üretken, donanımlı insan yetiştirmek zordur.
Ama biz ne yapıyoruz?
Aile evladını terbiye ededemiyor veya etmiyor,
Devlet zorunlu diyor,
Öğretmen arada eziliyor.
Sonra bir eğitimci kardeşimiz şehit düşüyor.
Fatmanur Çelik hocamızın vefatı sadece bir adli vaka değildir. Bu, eğitim sisteminin kangren olmuş taraflarının da bir göstergesidir. Öğretmeni koruyamayan, sınıf disiplinini sağlayamayan, okumak istemeyeni zorla tutan bir sistemin sonuçlarını konuşuyoruz bugün.
Buradan açık söylüyorum:
Zorunlu eğitim yeniden masaya yatırılmalıdır.
12 yıl dayatması gözden geçirilmelidir.
Mesleki yönlendirme erken yaşta başlamalıdır.
Öğretmenin otoritesi yeniden tesis edilmelidir.
Eğitim, sayı doldurmak değildir.
Eğitim, insan yetiştirmektir.
Rabbim Fatmanur Çelik hocamıza rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Ailesine sabır versin. Ama artık kuru başsağlığı yetmez. Bu acılardan ders çıkarmak gerekir.
Yoksa daha çok ocak yanar…
Daha çok öğretmen toprağa düşer…
Ve biz yine “nerede yanlış yaptık?” diye dizimizi döveriz.











0 Yorum