Telefon
WhatsApp
İŞGALDEN, ESARETE…
300 X 250 Reklam Alanı

İŞGALDEN, ESARETE…                                                                                                                             

Her bir yeni, bir eskiyi götürüyor.

Götürmediği durumlarda, yerine geleni gören eski gitmek zorunda kalıyor.

Kimi zaman işgalle gerçekleşiyor, geliş.

Kimi zaman da kaybedişle gerçekleşiyor, gidiş.

Yeni, kendisine açılan kollarla kucaklaşırken eski, yüzüne bakılmadığı için kapıya yöneliyor.

Yeni, hesapsız baş tacı edilirken eskinin ardından ne koşan oluyor ne de dur diyen… Bu durum aralıksız, sürüp gidiyor.

Ampul, gaz lambasını esir aldı. Duvarlarda asılı kaldı bir süre. Elektriğin kesildiği zamanlarda yüzüne bakılacağı umuduyla… Önce örülen kılıflarla korumaya alındı. Sonra vitrinlere düştü. Daha sonra da çöpte buldu kendini. Onunla beraber, fitili ve camı da bir daha çıkmamak üzere raflardan indi. Gaz lambasının bile yenik düştüğü bir mücadelede, mumun direnebilmesi mümkün müydü?  O da eridi, gitti…

Gazocağı da tüpe yenilince, gaz depoları başka hayat alanları aradı kendine. Kimse gazocaklarının gözünün yaşına bakmadı, verdiler gitti hurdacıya. Eden bulur hesabı, tüpte aynı kaderle baş başa…

Taş dibek can çekişiyor, bahçenin bir köşesinde. Umudunu çoktan yitirdi; her gün bir mahallelinin gelip topalak dövmesinden… Yerine gelen de olmadı, kovalayan da…

Annemin çamaşırları döverek mikropları öldürmeye çalıştığı tokucak, sokulduğu duvar çeleninde çürüdü gitti. Su kazanı küflendi, kendi kaderine terk edildi. Tam otomatik çamaşır makinesi evimizin bir köşesinde ailemizden biri gibi kurulu duruyor bütün heybetiyle.  Buzdolabı da, bulaşık makinesi de, televizyon da; İşgal orduları gibi.

Herkesin her gün her saat izlediği bir dizisi olunca, konu-komşu, eş-dost, hısım-akrabayla bir araya gelip yaptığımız doyumsuz sohbetler, oynadığımız eğlenceli, eğitici ve öğretici oyunlarımız da sessizce çekildi akşamlarımızdan. Bu tür şeylere ayıracak vaktimiz kalmadı.

“Cumaylık”larımızın da yeri boş kaldı. Kimsenin evinde olanlardan komşuya dağıttığı yok. Geçmişlerin ruhuna değmesini önemseyen kalmadı. Aç kalırım diye harcamaktan ve vermekten korkuyor herkes. Bir gün kendisinin de öleceğini olabildiğince kendinden uzak tutarak…

Devletin topluma, toplumun birbirlerine, ailelerin fertlerine tanıdığı nerdeyse sınırsız özgürlüğün yerini, başka esaretler aldı. İtaat makamlarımız değişti. Sevgi ve saygıyı hak etmeyenlere gösterir olduk. Kimseden sevgi ve saygı görmüyoruz. Lügatimizdeki kelimelerin bazıları tamamen değişti. Değişmeyen kelime ve deyimlerin de anlamları bozuldu. Anlaşmamızı, kaynaşmamızı, birleşmemizi ve paylaşmamızı sağlayan kelimeler şimdi aynı işlevi yerine getiremiyorlar.

 

İskarpinlerin yerini alan “Çerkez Lastikler”le, asfalt yollarda yürümekten daha iyiydi çamurlu ve tozlu yollarda yürümek. Asfalt yollar daha iyi madem, nereye gitti “katır”larımız, “fırça”larımız, “çember”lerimiz, “bilye”lerimiz… Yapraklarıyla birlikte süratle yerde sürdüğümüz zaman tozu dumana katan taze günâşık saplarımız nerede. Oysa toprak yollardan daha uygun değil mi şimdiki yollar. Onlar giderken sokaklarımızdaki kardeşliğimizi ve neşemizi de götürdüler. Yerleri bomboş.

Ne dam kaldı, ne tarhana, ne de tarhana kaynatacak analar. Kimse artık aynı dibekte dövüp aynı kazanda kaynatmıyor aşureyi. Kazanlarda kaynatılıp, çullarda kurutulup, değirmenlerde bulgur yapılmıyor buğdaylar. Hayatımızdan çekilenlerin birçoğu market raflarında paketlere girdi.

Toprakla bütünleştiğimiz, her bahar geldiğinde telaş ve heyecanla kendimiz attığımız “yazaltay” ımızı içinde didinerek geçirdiğimiz bahçelerimizin yerinde dikey yapılar var. Salçamız bahçemizden topladığımız domatesleri, naylon torba içinde bir süre güneş altında bekletip süzekten geçirip sonra yine güneş altında kendine gelmesini sağladıktan sonra kaplara doldurduğumuz ve kış boyunca yemeklerimize kattığımız salça değil. Dondurucudaki haşlanmış sebzeler de kışlık kurutmalarımızın yerini aldı.

Kimse kendini gurbette görmez oldu. Herkes memleketinin doğduğu yer değil, doyduğu yer olduğunu ittifakla kabul etti. Sevdiklerine kavuşacağı günü bekleme, yollarını gözleme, özlemini mektuplarla dile getirme dönemi de tarih oldu. Cep telefonuyla, internetle kandırdılar bizi.

İnancımız gereği ömür boyu yapmayı düşündüğümüz kimi öğretilerimiz günlere, haftalara indirgenerek en ağır darbeyi aldık. Darbeyle de bırakılmayıp, sömürülmeye başlandık. Yerine çiçek, çelenk, parfüm vs getirdiler belki ama işin ruhunu ve özünü çaldılar. Her şeyi metalaştırdılar.

Bir ömre sığdırdığımız evliliklerimizin ömrü aylara kadar düştü. Kimse birbirine yıllarca katlanmaz oldu. Ekonomik ve sosyal özgürlük kazançları, ömürlük beraberliklerimizin kaybını tetikledi. Bir yastıkta ölüme kadar uzanan saygı ve sevgiye dayalı mutluluklarımızın yerine kısa süreli, sadece zevke dayalı “aşkla” ve “flörtle” kurulan evlilikler yerleşti. Aşk’la… ?!

En son Büyükşehir yasasıyla, köylerimiz de gitti! Artık küresel dünyanın büyükşehirlerinin çocuklarıyız. Köyümüzle birlikte köylülerimiz de gitti. Taşıdıkları kendilerine has özellikleri ve güzellikleriyle…

Kaybettiklerimizin dile getirdiklerimden daha fazla olduğu, daha kaybedeceklerimizin de olacağını eskiler bilir.

Eskilerin okuyunca ah çektiği, yenilerin ise hiç tatmadığı ve tadamayacağı daha nice kayıpların nesliyiz biz. Ne geçmişe doyabildik, ne de şimdiyi sevebildik.

Ne kadar kazancımız olduysa en az o kadar kaybımız oldu. Saymakla bitmeyecek kadar…

Öyle ki, her yenilik ve kolaylık, bizi biz yapan değerlerimizden bir parça kopardı. Hiç oralı olmadık. Artarak devam eden kayıplar, bugünü dünden koparırken yeni bir insan tipi ve toplum yapısı doğurdu. İşimize gelse de, gelmese de…

Hâsılı şimdiki biz, eski biz değiliz. Bizim dediklerimiz de bizim tercihimiz değil, kabullenmek zorunda kaldıklarımız.

Kayıpların yokluğunu ancak kaybedenler bilir. Bıraktığı boşluğu da, açtığı yarayı da…

Yenilerin beni anlamasını ve bana hak vermesini beklemiyorum. Ama eskilerin keyf almalarını umuyorum. Aynı zamanda acı duymalarını da… Çünkü bize ait olan hayatımızın işgale uğradığını, sonra da bizleri esir aldığını ancak onlar anlayabilirler.

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!