Telefon
WhatsApp
KALK GİDELİM SEVDİĞİM…
300 X 250 Reklam Alanı

Biz bu ele yaramayız. Türkünün aslı bu değil biliyorum.

Biliyorum, hiçbir şey aslı değil.

Yanımda oturan arkadaşım bu değil, biliyorum. Okulda öğrencim, camide cemaatim, hastanede doktorum, tribünde seyircim, esnafım, çiftçim, sanayicim… Hiç biri bu değil biliyorum. Bilin ki, ben de bu değilim.

Hepimizin yüzünde ve zihninde birer maske; ne görünen göz bizim, ne de dinlenen dil… Gören göz de bizim değil, konuşan dil de… Bu düşünceler de bize ait değil.

Hepimiz kusursuz bir rol yapmanın peşindeyiz. Farklı görünme ve aslımızın üstünü örtme çabasındayız. Temizlik yapan işçi temizlikçi olduğunu, çocuğu da babasının temizlikçi olduğunu söylemekten kaçınıyor.

Hiçbirimiz, bırakın olduğumuzun altında görünmeyi, olduğumuz gibi görünmekten bile utanç duyuyoruz. Daha elde edeceği hiçbir şey bırakmamış, her şeyi elde etmiş olanımız bile böyle.

Parası olmayan arkadaşım pahalı giyiniyor. Paralı sansınlar diye…

Diğeri kredi çekip tatil yapıyor. Zevk sahibi olduğunu bilsinler diye…

Bir diğeri borcunu ödeyemediği pahalı arabaya biniyor, gıptayla ve hayranlıkla baksınlar diye…

Davranışlarımızın ve sahip olduklarımızın birçoğu, başkalarının sanmaları üzerinde şekilleniyor. Biz mutluluğu bu sanılarda arıyoruz. Kendi gerçeklerimizle mutluluğu yaşamak mümkünken, mutluluğu mümkün kılmayan başkalarının sanılarıyla kendimizi kandırmaya çalışıyoruz. Ve kendimizi kandırıyoruz. Hâlbuki mutlu değiliz.

Kendisini kandırandan, başkasını kandırmamasını beklemek olası değil?

Ayrıca, kandıranın kandırılması da mukadder ve muhakkak.

Kimi kandıran, kimi kandırılan, herkesin herkesi kandırdığı kişilerden müteşekkil hale geldik.

Ulaşamadıklarımızla aramızdaki uçurum, bizleri hayatın sahtesini yaşamaya itip duracak. Ayağımızı yorganımıza göre uzatma kıstasımızı hayatımızdan çıkardıktan bu yana ipin ucunun kaçmaması beklenmemeliydi.

Olmadığımız gibi görünme hevesi bizi olmak istediğimize belki ulaştıracak. Ancak bir gün geri dönüp kendimizi aradığımızda, kendimizi de yerinde bulamayacağımızı bilmeliyiz.

Bizi bu hale bu eller mi getirdi?

Biz bu elleri ne hale mi getirdik?

Yoksa bizi kim bu hale getirdi, mi?

Sahte yığınlarının altında aslı koruyabilmenin mümkün olmadığını savunanlardansanız, asıla olan güveninizde sorun olduğunu da kabul etmelisiniz.

Herkes biliyor, güneşin balçıkla sıvanamayacağını. Ama aynı oranda herkes inanmıyor. 

Hepimiz, gerçek çirkinliğimizi sahte güzelliğimizin önüne almak zorundayız. Yeter ki, gerçek olsun diyebilmeliyiz. Kaybetsek bile… Aleyhimize olsa bile… İlla gerçek diyebilmeliyiz.

Neysek o, olabilme cesaretini göstermeliyiz. Bu çirkinlik bile olsa…

Kaygısız, korkusuz ve güvenle bakabileceğimiz insanların arasında yaşamak hepimizin bir arzusu değil mi? Hâlihazır gidişatta tercihimiz değil olmakla birlikte, böyle bir arzumuz olmak zorunda.

İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, çirkini güzelden ayırt edebilmek, gördüğümüz ve duyduğumuz her şeyin gerçek olduğundan emin olabilmek için sahteleri gerçeklere boğdurmak zorundayız.

Ya değilse ne biz bu ellere ne de bu eller bize yarar sevdiğim.

Kalk gidelim!

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!